HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI (HAGB)
Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması, ilk olarak 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile hukuk sistemimize girmiş ve akabinde 2008 yılında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da değişiklik getiren 5728 yasa ile yetişkinler için de uygulanır hale gelmiştir. Ceza Muhakemesine alternatif çözüm yolu olarak eklenmiş olan HAGB, ceza mahkemesinin hapis veya para cezasına hükmedeceği durumlarda hapis veya para cezasını hükmederek hükmün açıklanmasını belli şartlar altında ertelemesine olanak sağlamaktadır. Erteleme süresi içerisinde sanığın denetim süresini iyi halli geçirmesi halinde düşme kararı verilen bir kurumdur.
Hükmün açıklanmasının düzenlenmesinde amaçlanan, HAGB kararı verilen sanığın cezasını infaz etmeden ıslah olmasıdır. HAGB kararı sanığa ikinci bir şansın verildiği bir karar olarak ele alınabilir. Sanık HAGB kararından sonra diğer bireyselleştirme kurumlarından farklı olarak hakkında verilen hüküm açıklanmadığı için mahkum statüsüne girmeyecek, ceza infaz kurmuna girmeyecek ve bu karar adli sicil kaydında görünmeyecektir. Yani her ne kadar mahkeme sonuç cezayı belirlemiş ise de verdiği cezayı adeta askıda tutarak açıklamamaktadır. Açıklamadığı için infaz edilecek bir ceza ortaya çıkmamaktadır. Zira mahkumiyete ilişkin cezalar ancak açıklanmak suretiyle infaz olunur.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Bırakılması 5271 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu’nun 231. maddesinde düzenlenmiştir.
CMK 231/5; ”Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.” şeklinde olup HAGB kararını açıklamaktadır. Buna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında kişinin medeni, siyasi ve özel hayatına bir kısıtlama getirmeden tanınan ikinci şans niteliğindedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilirken sanık yönünden müsadereye ilişkin hükümler hariç (işlenen suçun içinde bulunan müsadere edilecek suç eşyaları, suçtan elde edilen eşya veya kazancın müsaderesi dışında) herhangi bir şekilde hukuki sonuç doğurmamaktadır. Hüküm adli sicile kaydedilmeyeceğinden tekerrüre de esas alınmaz.
HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARI VERİLEBİLMESİNİN KOŞULLARI
5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen diğer bireyselleştirme kurumlarının uygulanabilmesi için koşullar mevcut ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilebilmesi de belli koşullar aranmaktadır. Bu koşullar Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5-6. fıkralarında düzenlenmiştir.
Hapis Cezaları Yönünden Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının Koşulları
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 231. maddesinin 5 fıkrasında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararı verilebilmesi için yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis olma koşuluna bağlanmıştır. Yargılama sonunda verilecek ceza 2 yılın altında olmadığı cezalarda hükmün açıklamasının geri bırakılması uygulanamayacaktır. Ez cümle, 2 yıl 1 gün hapis cezasına mahkum edilen sanık hakkında bu kurum uygulanamayacaktır. İstinaları aşağıda açıklanacağı üzere işlenen suçun kasten veya taksirle işlenmiş olmasının HAGB kararı verilmesi için bir önemi yoktur. Bu nedenle kullanmak için uyuşturucu bulundurma ,yaralama, hakaret, hırsızlık, taksirle yaralama veya mala zarar verme gibi örnekleri çoğaltılabilir şekilde suçlara da HAGB uygulanabilmektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere sanığın 2 yıl veya altında bir hapis cezası almış olması yeterlidir.
Adli Para Cezaları Yönünden Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının Koşulları
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen adli para cezası, seçenek yaptırımlardan biri olarak yaptırım kurumudur. Adli para cezasına doğrudan hükmedilebileceği gibi hükmedilen hapis cezasından da çevrilebilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için yapılan yargılama sonucunda sanığa tek başına doğrudan adli para cezası verilmiş veya hapis ceza ile birlikte adli para cezasına da hükmedilmiş olması gerekmektedir. Yapılan yargılama sonucunda verilen ceza Türk Ceza Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmiş ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez. Bu hususta uygulama ve Yargıtay kararları arasında bazı çelişkiler olsa da uygulamada hapis cezasından adli para cezasına çevrilen mahkumiyet hükümlerinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı uygulanmamaktadır.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Uygulanamayacağı Suçlar
5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenmemiş olmakla birlikte özel kanunlarda bulunan düzenlemeler ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bazı suçlar için uygulanamamaktadır. Özel kanunlarda olan düzenlemeye göre HAGB kararı verilemeyecek suçlar;
- İki yıl üstü süreli hapis veya adli para cezası gerektiren suçlar
- Eziyet, İşkence ve Kötü Muamele suçları (işkence ve kötü muamele 7589 sayılı kanun ile 31.07.2026 da eklenmiştir)
- İmar Kirliliği
- 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanunu md. 63/2 gereği, bu kanun kapsamındaki disiplin suçlarının ceza miktarı ne olursa olsun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Ancak, disiplin suçu 26.02.2008 tarihinden önce işlenmişse hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanabilir.
- Disiplin veya tazyik hapsi gerektiren fiiller
- Anayasanın 174. Maddesinde koruma altına alınan İnklap Kanunlarındaki suçlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarını ve Atatürk İlke ve İnkılaplarını koruma altına alan suçlar
- Şike ve teşvik suçları
- İcra İflas Kanun’unda düzenlenen suçlar
- Karşılıksız çek keşide etme suçu
Bu suçlar HAGB ksapmının dışında tutulmuştur.
Sanığın Daha Önce Kasıtlı Bir Suçtan Mahkumiyetinin Olmaması
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesinin sanık yönünden koşullarından biri de sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyet hükmünün bulunmamasıdır. Söz konusu suçun olası kastla işlenmesi durumunda da HAGB kararı uygulanamaz. Bu hususta kanun kasıtlı işlenen suçların varlığı aranmakta olup bu suçun hapis cezası veya adli para cezası olmasının ve cezanın miktarının bir önemi yoktur.
CMK 231/6-a da açık bir şekilde belirtildiği üzere sanığın yalnızca kasıtlı bir mahkumiyetinin olmaması koşulunu aramış taksirli suçlarla ilgili herhangi bir engel bulunmamaktadır. Taksirle işlenmiş olan suçun hapis veya adli para cezası olmasının ve cezanın miktarının da HAGB uygulanması için bir engel durumu yoktur. Ez cümle, sanığın daha önce taksirle işlemiş olduğu bir suç nedeniyle sonrasında işlediği kasıtı bir suçtan alacağı hapis veya adli para cezası mahkumiyetinde HAGB kurumunun uygulanmasına bir engel yoktur. (Yargıtay 3. Cd. 2013/9886 E. 2014/1735 K.)
Daha önce verilmiş olan hapis veya para cezasının mahkumiyet hükümlerinin adli sicil kaydından silinmemiş olması HAGB uygulanmasına engel değildir. Zira Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında (YCGK 2010/6-234 E. 2010/252 K.) adli sicil kaydından silinmiş olması değil silinme koşullarının oluşup oluşmadığı hususuna dikkat etmek gerekir. Yani daha önce kasıtlı bir suç işlenmiş ve verilen mahkumiyet hükmü infaz edildikten sonra adli sicil kaydından silinmesi için gereken süre geçtikten sonra adli sicil kaydından silinmemiş olsa bile silinmesi için gereken süre geçtikten sonra HAGB uygulanmasına bir engel kalmayacak ve mahkumiyet kararından sonra HAGB verilebilecektir.
Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında tesis edilen mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması, suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ile 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlar yönünden ise 6008 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik de nazara alınarak suçun ayrıca büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlar ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması halinde, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunan veya mahkûm olmasına karşın 3682 sayılı Adli Sicil Yasası uyarınca silinme koşulları oluşan, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlar yönünden ise 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması için öngörülen sürelerin geçtiği mahkûmiyetlerde, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi ve mahkemece de, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, sanığın da açıkça kabul etmeme yönünde irade beyan etmemesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacak, denetim süresince de dava zamanaşımı süresi duracaktır.
(Yargıtay CGK 2010/6-234 E. 2010/252 K.)
Bunlar haricinde yargılama aşamasında pek çok kez karıştırılan diğer husus ise ikinci suçun işlenmesi durumunda HAGB kararı verilebilmesi meselesidir. Yargılama aşamasında ilk suçun işlenmesi akabinde karara çıkması sonrası ikinci suçun işlenmesi halinde birinci suçun kesinleşme tarihinden önce ikinci suç işlenmiş ve kesinleşmiş ise ikinci suç hakkında HAGB kararı verilmesine bir engel yoktur. Yani sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet engel olur. Kanun kesinleşmiş mahkumiyet aradığından birinci suçu kesinleşmemiş olan sanığa ikinci suçundan HAGB verilebileceğinden suç sayısı önemli değildir önemli olan kesinleşip kesinlemediği meselesidir. Ancak kişi hakkında HAGB kararı verildikten sonra CMK 231/8 de düzenlenen denetim süresi içerisinde suç işlenmiş ise sanık hakkında 2. kez HAGB kararı verilemez.
Sanığın Tekrar Suç İşlemeyeceğine İlişkin Kanaatin Oluşması
Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 231/6-b bendinde HAGB verilebilmesinin koşullarından sanık tarafından tekrar suç işlemeyeceğine dair kanaatin oluşması gerektiğine değinilmiştir. Yargılama aşamasına geçilen dosyada sanığın mahkeme huzurunda ki tutum ve daranışları ile işlemiş olduğu suçtan duyduğu pişmanlığı ve sanığın kişilik özellikleri de dikkate alınarak Hakim sanığın tekrar suç işlemeyeceği kanaatine varırsa sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verecektir. Bu hususta kanun hakime takdir yetkisi tanımıştır. Hakim sanığın leh veya aleyhine kullandığı takdir yetkisinin gerekçesini açıklamak zorundadır.
Hakim ceza yargılamasında karar verme aşamasında lehe veya aleyhe olan düzenlenmeleri tespit ederek ona göre hareket etmek zorundadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verebilecek iken erteleme kararı veremeyecektir zira HAGB kararı erteleme kararına göre sanığın daha lehine olduğundan HAGB kararı verilecektir.
Mağdurun veya Kamunun Uğradığı Zararın Giderilmesi
İşlenen suçun mağdurun kendisine veya malına karşı işlenmiş veya işlenen suç nedeniyle zarara uğramış ise bu zararın giderilmesi suretiyle HAGB kararı verilebilecektir. Mağdurun veya kamunun uğramış olduğu doğrudan zararlar tespit edildikten sonra sanık tarafından karşılanması gerekmekte olup sanık tarafından karşılandığında HAGB kararı verilebilecektir. Suç nedeniyle oluşmuş dolaylı zararlar uğranılan zararlar kapsamında değerlendirilmeyerek bu zararın karşılanması beklenmez. Örnek vermek gerekirse cam kırılması sonucu oluşan mala verme suçunda işlenen suçun sonucu mağdurun uğradığı zararı camın kırılması olduğundan kırılan camın bedeli veya aynısı ile değişimi ile zararın giderildiği kabul edilir. Dolaylı zararların bu hususta değendirilmeyeceğine dikkat çekmek isteriz. Mağdurun sırf yaralama eylemi sonucunda çalışamaması yani kazanç kaybı olduğunu düşünülerek uğranılan zararın içerisine eklenmesi mümkün değildir. Zira kanunun uğradığı zarar diye tabir ettiği zarar doğrudan zarardır.
Zararın hesaplanmasında uzmanlık gerektirmeyen bir konu ise hakim kendi takdiri (uygulamada genelde mağdur belirtir) ile uğranılan zararı yaklaşık olarak tespit ederek sanığa ödemesi hususunu bildirir ve sanık öder ise hakim HAGB kararını verir. Ancak zararın hesaplanması uzmanlık gerektiren bir iş ise hakim zararın giderilmesi için bilirkişi görevlendirir ve zararı hesaplattırır. Bilirkişi tarafından zarar hesaplanıp sanığa bildirilir. Sanık zararı giderir ise hakim hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verir.
Zararın hesaplanmasından sonra hesaplanan zararın sanık tarafından kısmen giderilmesi durumu ile de karşılaşılmaktadır. Sanık tarafından zararın kısmen giderilmesi durumunda hakim doğrudan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı veremeyecektir. Bu durumda hakimin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verebilmesi için mağdura kısmi zarar giderimine rızasının olup olmadığı sorulmalıdır. Mağdurun kısmen zarar giderilmesine rıza göstermesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı uygulanabilmektedir. Mağdurun rızasının bulunmaması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı uygulanamayacaktır.
Yukarıda bahsedildiği üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı alabilmek için sanığın sadece uğranılan zararı gidermesi gerektiğinden mağdurun zararının tam anlamıyla giderilmediği sorunu ortaya çıkmaktadır. Ceza yargılamasında her ne kadar bilirkişi raporu alınmış olsa da bu durum mağdurun hukuk mahkemelerinde tazminat davası açmasına engel değildir. Ceza yargılamasında alınan kararlar hukuk mahkemesini bağlamadığından mağdur ayrıca tazminat davası açarak dolaylı zararını da tazmin edebilir.
Sanık kendisine bildirilen zararı karşılamak ister ancak mağdura ulaşamaz veya ulaştığı halde hesap numaralarını alamaz ise mahkemede mağdur adına bir hesap açılmasını isteyerek zararın oraya aktarılmasını sağlayarak HAGB’den faydalanabilecektir.
Sanık zararı bilzatihi karşılamak zorunda olmayıp sanık adına bir başkası da zararı giderebilecektir. Başkası tarafından bu zararın giderilmesi durumunda da aslolan kanunun aradığı koşul olan zarar giderimi koşulu gereçekleşmiş olacağından sanık hakkında HAGB uygulanacaktır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2008/11-250 E. 2009/3 K.)
Sanık mağdurun veya kamunun uğramış olduğu zararı derhal giderememesi durumunda da kanun koyucu sanığa başka bir olanak tanımaktadır. Şöyle ki; CMK’nın 231/9 fıkrası ”Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.” şeklinde düzenleme yaparak taksitler halinde ödenmesine de imkan tanımaktadır.
Sanığın HAGB Kararını Kabul Şartı Aranmaz
Mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını vermek için sanığın kabulüne ihtiyacı yoktur. 01.06.2024 tarihi öncesi Kanun da HAGB uygulanmasının istenip istenmediği sanığa sorulması zorunlu iken Ceza Muhakemeleri Kanunu Geçici 6/2-d maddesinin getirilmesi ile HAGB kabul prosedürü sadece 01.06.2024 tarihi öncesi verilen HAGB kararlarında aranmaktadır. Karar tarihi bu tarihten sonra olan yargılamalarda mahkeme sanığın kabulünü almak zorunda olmadan HAGB kararı verebilmektedir.
Sanık Hakkında Daha Önce HAGB Kararı Verilmemiş Olmalıdır
Kanun koyucu her ne kadar sanık lehine bir düzenleme yapmış ise de sanık hakkında uygulanacak HAGB kararını bir defaya mahsus tutmuştur. Sanık hakkında iki defa HAGB kararı verilememektedir. CMK 231/8 hükümleri gereği denetim süresi içerisinde sanığın işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı hakkında tekrardan HAGB kararı verilemeyecektir. Sanık hakkında HAGB kararı verildikten sonra kararın kesinleşmesi akabinde sanığın denetim süresi başlamaktadır. Denetim süresi çocuklar için 3 yıl olup yetişkinler için ise 5 yıldır. Bu denetim süreleri içerisinde suç işlenmesi durumunda sanık bir daha HAGB’den yararlandırılamayacaktır. Ancak ikinci suç, ilk HAGB kararının kesinleşme tarihinden önce işlenmişse, suç tarihi itibarıyla sanığın adli sicil kaydında kesinleşmiş bir HAGB veya mahkûmiyet bulunmadığı için ikinci kez HAGB kararı verilmesi hukuken mümkündür. Bir diğer durum ise HAGB’nin ikinci kasıtlı suça uygulanamayacağı düzenlenmiş olduğundan ikinci suçun taksirli olması durumunda uygulanmasına bir engel bulunmamaktadır.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı (CMK 231/8 vd.)
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yukarı açıkladığımız koşulların varlığı halinde verilebilmektedir. Koşulların varlığı halinde hakim tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir. Hakim kararı verdikten sonra sanık denetime tabi tutulmaktadır. Bu hususta, CMK 231/8 ”Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
Şeklinde düzenleme yaparak sanığın bir daha suç işlememesi adına kendisine tanıdığı şansı denetimsiz bir şans olmadığını belirterek sanığı 5 yıllık bir denetim süresi olduğunu ve süre içerisinde en fazla bir yıl üzere a,b ve c bentlerinde belirtilen denetimli serbestlik tedbiri uygular. Yani kanun koyucu koşulsuz bir şekilde şans vermeyerek adeta gözüm üzerinde bir suç daha işleme demektedir.
Denetim Süresi İçinde Yeniden Suç İşlenmesi
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumunun en kritik eşiklerinden biri, sanığa tanınan denetim süresidir. Hukuki niteliği itibarıyla bir “Damokles’in kılıcı” gibi işlev gören bu süreç, failin hukuk düzeniyle yeniden bütünleşmesini sağlayan hassas bir test dönemidir. Ancak bu kritik süre zarfında failin yeniden suç işlemesi, HAGB kararının hukuki akıbetini doğrudan ve kökten değiştirmektedir.
Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca, denetim süresi içinde işlenen suçun hukuki niteliği belirleyici bir role sahiptir. Sanığın bu süreçte kasıtlı bir suç işlemesi durumunda, HAGB kararını veren mahkeme hükmü açıklamak zorundadır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntı, yeni işlenen suçun mutlaka kasıtlı bir fiil olması gerektiğidir. Taksirli (ihmali, dikkatsizlik veya tedbirsizlik sonucu oluşan) suçların işlenmesi halinde, HAGB kararının otomatik olarak açıklanması kanunen öngörülmemiştir; zira yasa koyucu, failin iradi bir suç kastıyla yeniden toplumsal barışı ihlal etmesini ağır bir yaptırıma bağlamıştır.
Mahkemenin hükmü açıklamasıyla birlikte, geçmişte geri bırakılan o ilk hüküm tüm hukuki sonuçlarıyla ayağa kalkar. Bu aşamada dikkat çekici bir diğer hukuki sonuç ise, açıklanan hüküm bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının tekrar verilememesi veya cezanın ertelenmesi gibi bazı lehe kurumların yeniden uygulanamayacak olmasıdır. İlk karar açıklandığı anda kesinleşmiş bir mahkûmiyet halini alır ve doğrudan infaz aşamasına geçilir. Bununla birlikte, yeni işlenen suçtan dolayı yapılacak yargılama da bağımsız olarak devam eder; dolayısıyla sanık hem geçmişteki suçun cezasını çekmek durumunda kalır hem de yeni suçtan dolayı ayrıca cezalandırılır.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir diğer husus ise denetim süresinin hesaplanmasıdır. Denetim süresi başarıyla (kasıtlı bir suç işlenmeden ve mahkemenin belirlediği yükümlülüklere uyularak) atlatıldığında dava düşer ve düşme kararı kesinleşir. Ancak süre henüz hukuki olarak dolmadan işlenen kasıtlı bir suç, bu koruma kalkanını tamamen ortadan kaldırır. Bu yönüyle HAGB, sanığa sunulan geçici bir imtiyaz değil, denetim süresi boyunca son derece dikkatli ve hukuk kurallarına bağlı bir yaşam sürülmesini zorunlu kılan katı bir disiplin mekanizmasıdır.
Açıklanan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kararına Karşı Kanun Yolları
Sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı yeni bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen denetimli serbestlik tedbirlerine mazeretsiz olarak aykırı davranması neticesinde mahkemece “hükmün açıklanmasına” karar verilmesi, dosyanın hukuki statüsünü kökten değiştirir. Mahkemenin hükmü açıklamasıyla birlikte bu karar, koruyucu bir HAGB kararı olmaktan çıkarak infaz kabiliyetine sahip klasik bir mahkûmiyet hükmü halini alır. Bu hukuki dönüşümün doğal bir sonucu olarak da açıklanan hükme karşı olağan kanun yolları tam anlamıyla işletilebilir hale gelir.
Hükmün açıklanması kararına karşı başvurulacak temel olağan kanun yolu istinaf‘tır. Açıklanan gerekçeli kararın sanığa tefhim (yüze karşı okunması) veya tebliğ edilmesinden itibaren yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesine (BAM) istinaf başvurusunda bulunulabilir.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararına Karşı İstinaf ve Temyiz
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumunda olağan kanun yolları, Türk ceza muhakemesi hukukunun son yıllarda geçirdiği en köklü yapısal reformlardan birine sahne olmuştur. Uzun yıllar boyunca HAGB kararlarına karşı yalnızca “itiraz” kanun yolunun açık olması, dosyanın esastan (maddi vaka ve delil değerlendirmesi yönünden) incelenememesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yoğun eleştirilere ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarına konu olmuştur. Bu hukuki tıkanıklık, 7499 sayılı Kanun (8. Yargı Paketi) ile yapılan tarihi düzenlemeyle aşılarak, CMK maddesi 231/12 uyarınca HAGB kararlarına karşı istinaf kanun yolu resmen açılmıştır.
İstinaf Aşamasında Kapsamlı Esas İncelemesi Yeni yasal düzenleme rejimi altında, mahkemece verilen HAGB kararına karşı Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) nezdinde istinaf başvurusunda bulunulabilmektedir. Bu devrim niteliğindeki değişikliğin en büyük pratik sonucu, üst dereceli mahkemenin artık sadece “HAGB’nin şekli şartları (sabıka kaydı, zarar giderimi vb.) oluşmuş mu?” sorusuyla sınırlı kalmamasıdır. İstinaf mercii; eylemin suç oluşturup oluşturmadığını, delillerin hukuka uygunluğunu, suç vasfının doğru tayin edilip edilmediğini ve mahkûmiyet için yeterli şüpheyi aşan kesin bir delil bulunup bulunmadığını maddi ve hukuki yönden kapsamlı bir şekilde inceler. Bu durum, sanıklar için sadece usuli bir denetim değil, tam teşekküllü bir hukuki güvence mekanizması yaratmıştır.
Temyiz (Yargıtay) Yoluna Başvuru Sınırları HAGB kararının istinaf incelemesinden geçmesinin ardından verilecek kararlara karşı temyiz (Yargıtay) yolunun açık olup olmadığı, CMK’nın 286. maddesindeki genel temyiz kurallarına ve miktar/ceza sınırlarına tabidir.
HAGB Kararı Aleyhine Kanun Yararına Bozma Başvurusu
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararlarına karşı işletilebilen kanun yararına bozma, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinde düzenlenen olağanüstü bir kanun yoludur. İstinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen HAGB kararlarındaki ciddi hukuka aykırılıkların giderilmesi ve ülke genelinde içtihat birliğinin sağlanması amacıyla kullanılır. Özellikle yasal mevzuat değişikliklerinden önceki dönemde yalnızca “itiraz” incelemesiyle kesinleşen eski HAGB kararları veya güncel sistemde istinaf süresi kaçırılarak kesinleşmiş kararlar için bu yol hayati bir önem taşır.
Bu olağanüstü denetim mekanizmasının temel özellikleri ve işleyişi şu şekildedir:
-
Doğrudan Başvuru Yasağı: Kanun yararına bozma talebi, doğrudan Yargıtay’a yapılamaz. Sanık, müdafi, katılan veya mahalli Cumhuriyet savcısı, karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi talebiyle Adalet Bakanlığına (Ceza İşleri Genel Müdürlüğü) başvurmak zorundadır.
-
Bakanlık ve Başsavcılık Filtresi: Adalet Bakanlığı, dosyayı inceleyerek iddia edilen hukuka aykırılığı yerinde görürse, kanun yararına bozma istemini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bildirir. Başsavcılık da düzenleyeceği bir tebliğname ile dosyayı Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine taşır.
-
Hukuka Aykırılık Sınırı: İleri sürülecek bozma nedeni; delillerin takdiri veya maddi vakaların değerlendirilmesindeki ufak hatalardan ziyade, suç vasfının yanlış tayini, HAGB’nin objektif koşulları (sabıka, zarar giderimi vb.) oluşmadığı halde uygulanması veya eylemin aslında beraat gerektirmesi gibi açık ve ağır hukuka aykırılıklar olmalıdır.
Yargıtay ilgili ceza dairesinin yapacağı inceleme sonucunda vereceği bozma kararı, sanığın lehine veya aleyhine olmasına göre farklı sonuçlar doğurur.
Sanık Lehine Bozma: Yargıtay, örneğin sanığın eyleminin suç oluşturmadığı (beraat gerektiği) gerekçesiyle kanun yararına bozma kararı verirse, kararın niteliğine göre ya doğrudan beraat hükmü kurar ya da yeniden yargılama yapılması için dosyayı ilk derece mahkemesine gönderir. Bu durumda haksız yere verilen HAGB kararı ve ona bağlı denetim süresi tamamen ortadan kalkar.
Sanık Aleyhine Bozma: Yargıtay, HAGB kararının sanığa daha az ceza verilmesi veya yasal şartları taşımamasına rağmen uygulanması gibi aleyhe nedenlerle bozulmasına karar verirse, bu bozma kural olarak sanığın kazanılmış hakkını etkilemez. Karar yalnızca hukuki meseleyi çözmek ve gelecekteki uygulamalara yön vermek amacıyla “kanun yararına” bozulur; ceza miktarı aleyhe değiştirilemez ve sanık aleyhine yeniden yargılama yapılamaz.
Olağan kanun yollarının tüketildiği veya kaçırıldığı durumlarda devreye giren bu mekanizma, adil yargılanma hakkının ve kanunilik ilkesinin son güvencesi olarak, sistemde askıda kalmış hatalı HAGB kararlarının hukuk aleminden temizlenmesini sağlar.
HAGB Kararında Hükmedilen Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmasını askıya alan bir kurumdur. Bu temel kural gereğince, HAGB kararıyla birlikte hükmedilen ve doğrudan mahkûmiyete bağlı olan güvenlik tedbirlerinin (örneğin, TCK m. 53 kapsamındaki belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma gibi) derhal infaz edilmesi hukuken mümkün değildir. Ortada hukuki sonuç doğuran, infaz edilebilir nitelikte kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmadığından, sanık denetim süresi boyunca bu güvenlik tedbirlerinden etkilenmez. Eşya müsaderesi gibi istisnai durumlar saklı kalmak kaydıyla, kişiye bağlı güvenlik tedbirleri HAGB kararıyla birlikte adeta “uyku moduna” geçer.
Bu güvenlik tedbirlerinin infaz kabiliyeti kazanabilmesi, ancak sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik yükümlülüklerine aykırı davranması neticesinde mahkemece hükmün açıklanmasına karar verilmesine bağlıdır. Hüküm açıklandığı ve olağan kanun yollarından geçerek kesinleştiği andan itibaren, tıpkı hapis veya adli para cezası gibi, karara bağlı güvenlik tedbirlerinin de infazına başlanır. Buna karşılık, denetim süresinin hiçbir kural ihlali olmaksızın başarıyla tamamlanması halinde ise ceza davasının düşmesine karar verilir. Düşme kararıyla birlikte, geri bırakılan hüküm ve bu hükme bağlı olarak tayin edilen güvenlik tedbirleri tamamen ortadan kalkar; böylece hukuk aleminde hiçbir zaman infaz edilme imkanı bulamadan silinip giderler.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Tutuklama Nedeniyle Tazminat
Ceza muhakemesi hukukumuzda, haksız veya hukuka aykırı tutuklama ve gözaltı işlemlerine maruz kalan kişilere CMK m. 141 kapsamında devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı tanınmıştır. Ancak yargılama neticesinde sanık hakkında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verilmesi, bu tazminat taleplerinin akıbetini doğrudan etkileyen oldukça özellikli bir durum yaratır. HAGB, hukuki niteliği itibarıyla bir beraat (aklanma) kararı değildir; aksine, mahkemece sanığın suçu işlediğinin sabit görüldüğü ve bir ceza tayin edildiği, ancak bu mahkûmiyetin hukuki sonuç doğurmasının şarta bağlı olarak askıya alındığı bir kurumdur. Bu nedenle, ortada sabit görülmüş bir fiil ve kurulmuş bir hüküm bulunduğundan, yargılama sürecinde uygulanan tutuklama tedbiri kural olarak “haksız tutuklama” olarak değerlendirilmez.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da bu doğrultuda olup, davası HAGB kararı ile sonuçlanan sanıkların tutuklu veya gözaltında geçirdikleri süreler için tazminat talep etme haklarının bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Sanığın beş yıllık denetim süresini hiçbir kural ihlali yapmadan başarıyla tamamlaması ve nihayetinde davanın “düşmesine” karar verilmesi dahi bu kuralı değiştirmez; düşme kararı geçmişteki tutuklama tedbirini geriye dönük olarak haksız hale getirmez. Bu katı hukuki gerçeklik, yargılama aşamasında HAGB hükümlerinin uygulanmasını kabul edip etmeme konusunda sanık ve müdafileri için kritik bir stratejik öneme sahiptir. Zira HAGB’ye onay vermek, pratik anlamda bir özgürlük güvencesi sağlasa da, haksız tutuklamaya dayalı olası tazminat haklarından peşinen feragat etmek anlamına gelmektedir.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Adli Sicil Kaydına İşlemez
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının sanık açısından en önemli hukuki kazanımlarından biri, bu kararın e-Devlet veya adliyeler üzerinden alınan olağan “adli sicil (sabıka) kaydına” ve “arşiv kaydına” kesinlikle yansımamasıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/13. maddesi uyarınca bu kararlar, henüz infaz edilebilir bir mahkûmiyet hükmü niteliği taşımadıkları için genel sisteme değil, yalnızca hakim ve Cumhuriyet savcılarının hukuki bir gereklilik (yeni bir soruşturma veya kovuşturma) halinde erişebileceği tamamen kapalı, özel bir sicile kaydedilir. Bu istisnai kayıt usulü sayesinde kişi; devlet memurluğu, vize başvuruları, güvenlik soruşturmaları veya özel sektör iş mülakatlarında “sabıkalı” damgası yemekten kurtulur ve denetim süresi boyunca mesleki, sosyal hayatına sicili temiz bir birey olarak devam etme imkanı bulur.
Hükmedilen Denetimli Serbestlik Tedbirleri
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı, sanığın yalnızca pasif bir şekilde yeni bir suç işlemekten kaçınmasını bekleyen durağan bir süreç değildir; aynı zamanda mahkemenin takdiriyle failin sosyal entegrasyonunu ve ıslahını sağlamayı hedefleyen aktif bir rehabilite aracına dönüşebilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hakim, beş yıllık genel denetim süresi içerisinde sanık hakkında en fazla bir yıla kadar belirli denetimli serbestlik tedbirlerinin uygulanmasına karar verebilir. Bu tedbirlerin uygulanıp uygulanmayacağı hakimin takdirindedir ve somut olayın özelliklerine göre şekillenir.
Hakim tarafından sanığın kişiliği, sosyal durumu ve eylemin niteliği göz önüne alınarak hükmedilebilecek yasal yükümlülükler şunlardır:
-
Eğitim veya Kurs Yükümlülüğü: Sanığın meslek veya sanat edinmesi amacıyla uygun görülen bir eğitim programına ya da mesleki kursa devam etmesi.
-
Gözetim Altında Çalışma: Halihazırda bir meslek veya sanat sahibi olan sanığın, bir kamu kurumunda ya da özel bir işyerinde aynı mesleği icra eden bir uzmanın gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılması.
-
Yasaklı veya Zorunlu Mekanlar: Sanığın, suç işleme eğilimini veya tehlikesini artırabilecek belirli mekanlara gitmekten yasaklanması ya da ıslahına katkı sunacak belirli yerlere devam etmeye mecbur bırakılması.
Bu tedbirlere uyulmaması, tıpkı denetim süresi içerisinde yeni bir kasıtlı suç işlenmesinde olduğu gibi, mahkemenin müdahalesini gerektirir. Sanığın geçerli bir mazereti olmaksızın, kasıtlı olarak denetimli serbestlik yükümlülüklerine aykırı davranması halinde mahkeme hükmü açıklar.
Ancak yasa koyucu bu noktada hakime, yeni suç işlenmesi senaryosundan farklı olarak özel bir takdir marjı tanımıştır: Hakim, sanığın denetim süresindeki genel tutumunu ve yükümlülüklere uyduğu süreyi değerlendirerek, açıklanacak olan cezanın yarısına kadar olan bir kısmını infaz edilmiş sayabilir. Hatta şartları varsa, açıklanacak hapis cezasını erteleyebilir, adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevirerek yepyeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Bu yönüyle yükümlülük ihlali, hükmün otomatik ve mekanik bir şekilde aynen açıklanmasını değil, sanığın durumuna göre revize edilebilmesini mümkün kılar.
HAGB Kararı ve Dava Zamanaşımının Durması
Ceza muhakemesi sistemimizde dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir sürenin geçmesiyle devletin cezalandırma yetkisini ortadan kaldıran temel bir kurumdur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildiğinde, sanığın tabi tutulduğu beş yıllık denetim süresinin dava zamanaşımını nasıl etkileyeceği uygulamada kritik bir hukuki meseledir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/8. maddesi bu konuyu net bir şekilde çözüme kavuşturarak, HAGB kararının kesinleşmesiyle birlikte dava zamanaşımının duracağını hüküm altına almıştır.
Bu kuralın temel mantığı, sanığa tanınan denetim süresinin kanuni zamanaşımı sürelerini tüketmesinin önüne geçmektir. Aksi takdirde, beş yıllık sürenin sonlarına doğru yeni bir suç işleyen sanık, asıl suçun zamanaşımı süresi dolduğu için haksız bir cezasızlık zırhına kavuşabilirdi. Zamanaşımının durması ve yeniden işlemeye başlaması teknik bir hesaplamaya tabidir:
-
Durma Anı: HAGB kararının duruşmada verilmesiyle değil; olağan kanun yollarının tüketilmesi veya sürenin kaçırılmasıyla kararın hukuken kesinleştiği gün dava zamanaşımı durur.
-
Yeniden İşlemeye Başlama Anı: Sanık denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlerse, zamanaşımı ikinci mahkûmiyetin kesinleştiği gün değil, doğrudan yeni suçun işlendiği tarihte kaldığı yerden işlemeye devam eder. Eğer denetimli serbestlik yükümlülüklerine aykırı davranılmışsa, zamanaşımı ihlal tarihinde yeniden tetiklenir.
Denetim süresi hiçbir kural ihlali olmaksızın başarıyla tamamlandığında dava zaten düşme kararıyla sonuçlanır. Ancak mahkemenin hükmü açıklamak zorunda kaldığı kural ihlali durumlarında, duran zamanaşımının hassas bir şekilde yeniden hesaplanması dosyanın akıbeti açısından hayati önem taşır. Zira yeni suç işlense dahi, durma öncesi ve sonrası süreler toplandığında olağan veya uzamış dava zamanaşımının dolmuş olması ihtimali her zaman mevcuttur; bu durum savunma makamı için düşme kararı elde etmenin en güçlü yollarından biridir.
YARGITAY KARARLARI
HAGB ve Dava Zamanaşımının Durması/Yeniden İşlemesi
Yargıtay Ceza Genel Kurulu (E. 2015/3-599, K. 2016/99): HAGB kararının kesinleşmesiyle duran dava zamanaşımı, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı yeni bir suç işlemesi halinde, bu yeni suçtan kurulan mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği tarihte değil; yeni suçun işlendiği tarihte kaldığı yerden işlemeye başlar.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu (06.12.2016, E. 2016/34, K. 2016/467): Sanığın yükümlülüklerine aykırı davranması (örneğin denetimli serbestlik tedbirine uymaması) nedeniyle hükmün açıklanması durumunda dava zamanaşımı, aykırılık fiilinin gerçekleştiği (ihlalin yapıldığı) tarihte yeniden işlemeye başlar.
HAGB Kapsamında Zararın Giderilmesi Şartı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Yerleşik İçtihadı: HAGB kararı verilebilmesi için mağdurun giderilmesi gereken zararı, yalnızca suç teşkil eden eylemden doğrudan doğruya doğan “maddi” zararlardır. Manevi zararlar veya dolaylı zararlar (örneğin kâr kaybı) bu kapsamda değerlendirilemez.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi (E. 2014/20956): Sanık maddi zararı karşılamak istemesine rağmen mağdur/müşteki ödemeyi almayı reddederse, mahkemenin sanığa bir ödeme yeri (tevdi mahalli) göstermesi zorunludur. Zarar giderimi mağdurun inisiyatifine bırakılarak sanığın HAGB hakkı elinden alınamaz.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi (E. 2014/8473): Hakaret ve tehdit gibi suçların doğası gereği somut bir maddi zarar meydana getirmediği durumlarda, mahkemece sanıktan zararın giderilmesi istenemez; bu şart aranmaksızın diğer koşullar oluşmuşsa HAGB kararı verilmelidir.
Kasten Yaralama ve Denetim Süresinde İşlenen Suçlar
Yargıtay Ceza Genel Kurulu (E. 2019/647): HAGB kararının bozulup geri bırakılan hükmün açıklanabilmesi için sanığın denetim süresinde işlediği yeni suçun mutlaka “kasıtlı” olması şarttır. Yeni suç taksirle (hatta bilinçli taksirle) işlenmişse (örneğin trafik kazası sonucu taksirle yaralama veya ölüme sebebiyet verme), eski HAGB kararı bozulamaz ve hüküm açıklanamaz.
Maddi Zarar Kapsamında Tedavi Giderleri: Kasten yaralama suçlarında HAGB uygulanabilmesi için, mağdurun yaralanmasından kaynaklanan somut tedavi masrafları ve hastane gidiş-geliş yol giderlerinin sanık tarafından tamamen karşılanmış olması, maddi zararın giderilmesi şartı kapsamında aranmaktadır.
HAGB Denetim Süresi İçinde İşlenen İkinci Suçun Özellikleri
Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkûm olunması durumunda hükmün açıklanabilmesi için bu ikinci suçun denetim süresi içerisinde işlenmesi ve kasıtlı bir suç olması yeterlidir. Deneme süresi içerisinde işlenen ikinci suçun bu süre içerisinde kesinleşmesi gibi bir zorunluluğa madde metninde yer verilmemiştir. Ancak mahkeme sanığın denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçtan verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden sonra hükmü açıklayabilecektir. İkinci suçun doğrudan ya da olası kastla işlenmesinin bir önemi yoktur. İkinci suçun şikâyete bağlı veya resen soruşturulan bir suç olması da sonuca etkili değildir. Yine ikinci suçtan mahkûmiyetin adli para cezası ya da hapis cezası olması yanında TCK’nın 50. maddesindeki seçenek yaptırımlara çevrilmiş olmasının da önemi olmadığı gibi kesin nitelikte olmasının da bir önemi yoktur. Kanun koyucu ikinci suçun kasıtlı bir suç olmasını yeterli görmüş, ikinci suçtan verilecek mahkûmiyet hükmünün niteliği konusunda bir sınırlama getirmemiştir. İkinci suçun taksirle işlenmesi durumunda ise bilinçli taksir de olsa hüküm açıklanamayacaktır (Ceza Genel Kurulu-K.2019/647).
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Hukuk Mahkemesini Bağlamaz
Ceza mahkemesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile sonuçlanan kararı, kesinleşmiş bir mahkumiyet niteliğinde olmadığı gibi, TBK’nun 74. maddesi anlamında hukuk hakimi yönünden bağlayıcılığı yoktur.
Ceza dosyasının incelenmesinde, ceza mahkemesince hangi ifadelerin hakaret suçunu oluşturduğu, davalının leh ve aleyhine tanık beyanlarının hangisine üstünlük tanındığı, hangi tanık beyanına neden itibar edildiği de tartışılmadan, genel ifadelerle davalının cezalandırılmasına karar verilmiştir. Olayın akabinde sıcağı sıcağına Savcılık soruşturmasında alınan ilk tanık ifadeleri ve yargılama sırasında dinlenen tanık ifadelerinin birlikte değerlendirilmesinde, davalının davacıya yönelik hakaret mahiyetinde söz ve davranışının varlığının sübut bulmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda anılan kanun hükmü gereği, açıklanması geri bırakılan mahkumiyet hükmünün, hukuk hakimi yönünden bağlayıcılığı da yoktur.
Şu halde, mahkemece yukarda açıklanan olgular gözetilerek davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi ile davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması doğru olmamış ve kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi – K. 2017/4714).
Zararın Giderilmesi Talebinin Müşteki/mağdur Tarafından Kabul Edilmemesi
Sanık, mağdurun zararını gidermek istemiş, ancak mağdur zararın karşılığı olan parayı almayı kabul etmemiştir. Mahkemenin sanığa ödeme yeri göstermesi gerekir. Sanığın zararı ödemesi halinde ceza indirimi uygulanmalıdır (Yargıtay 2. Ceza Dairesi – 2014/20956 karar).
Ödeme Yapılabilmesi İçin Suç Nedeniyle Oluşan Zararın Tespit Edilmesi
Suç nedeniyle oluşan zarar tam olarak bilinmiyorsa, hakim zararı yaklaşık olarak belirleyip sanığın belirlenen zarar miktarını ödeyip ödememesine göre, sanığın HAGB kararı verilmesi talebi hakkında karar vermelidir. Bazen zararın tespiti, hakimin genel bilgisini aşan teknik inceleme gerektirebilir. Bu durumda hakim, yaklaşık zararın tespit edilmesi için bilirkişi incelemesi yaptırmalı, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verip vermeyeceğini kararlaştırmalıdır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Esas No: 2008/11-250, Karar No: 2009/13; Yargıtay 2. Ceza Dairesi – Esas No:2009/2119, Karar No: 2009/17270).
Ceza Muhakamesi Kanunu (CMK) 231/6-c maddesi gereği giderilmesi gereken zarar basit bir yöntemle tespit edilmesi mümkün olan zarardır. Mevcut olayda vergi inceleme raporu ve benzeri delillerle ortaya çıkan kamunun uğradığı zararı ödeyip ödemeyecekleri sanıklardan sorulmalı, ödedikleri takdirde HAGB kararı verilmelidir (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 2014/10013 karar).
Silinme Koşulları Oluşmuş Sabıka Kaydı HAGB Kararı Verilmesine Engel Değildir
Sanığın önceki mahkumiyetine esas sabıka kaydının (adli sicil kaydının) adli sicil kaydından silinmesi koşulları oluşmuşsa, artık sanığın sabıkası olduğu gerekçesiyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesi hukuka aykırıdır. Önceki mahkumiyete esas adli sicil kaydının silinmesi koşulları oluşmuşsa, sabıka kaydında mahkumiyet bilgilerinin yer almasının önemi yoktur, sanık hakkında HAGB kararı verilmelidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Esas No: 2011/3-479, Karar No: 2012/145).
Kasten Yaralama Suçunda Zararın Giderilmesi
Suçun niteliği ve korunan hukuki yarar bakımından kasten yaralama suçu objektif olarak zarar meydana getirmeye elverişlidir. Kasten yaralama suçu nedeniyle mağdurun vücut bütünlüğünde, sağlığında ve algılama yeteneğinde bozulma meydana geldiğinden, ortaya çıkan bu bozulmanın giderilebilmesi için tedavi uygulanması gerekmektedir. Başka bir ifade ile kasten yaralama suçu hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden maddi zarar oluşturmaya elverişli bir suçtur. Sanık tarafından bu zarar karşılanmadan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif şartlarından olan, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartının yerine getirildiğinden bahsetmek mümkün değildir.
Kasten yaralama suçunda maddi zararın belirlenmesinde ise, mağdurun vücut bütünlüğünde, sağlığında ve algılama yeteneğinde oluşan bozulmanın giderilebilmesi için yapılan giderler esas alınmalıdır. Tedavi amacıyla yapılan her türlü harcama maddi zarar kapsamında değerlendirilmelidir. Buna göre zarar miktarının hesaplanmasında, tedavi giderleri ve sağlık merkezine gitmek amacıyla yapılan ulaşım harcamaları gibi giderler esas alınmalıdır. Bununla birlikte dolaylı zararlar, maddi zarar kapsamına dahil edilmemelidir.
Kasten yaralama eylemi sonucu mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif şekilde yaralanması durumda ise; somut olayda maddi zararın bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif kriterlerinden olan zarar konusu ele alınmalıdır. Yargılama konusu somut olayın özellikleri değerlendirilmeden, ilkesel olarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde kasten yaralama suçlarında maddi zararın oluşmadığını kabul etmek isabetli bir yaklaşım değildir (Yargıtay CGK – 2015/163 esas).
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Şartlarının Oluşması ve Hakimin Takdiri
Sanık yararına 62. madde gereği 1/6 indirim yapılırken ve TCK 51. madde gereği erteleme kararı verilirken sanık hakkında mahkemenin olumlu düşünceleri esas alınmış, aynı kararda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesinin gerekçesi olarak sanığın olumsuz davranışları gösterilmiştir. Mahkeme, sanık hakkında HAGB kararı verilmemesine yol açan olumsuz davranışın ne olduğunu açık açık göstermelidir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – 2014/15637 karar).
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Verilmesi İçin Zorunlu Haller
Tehdit ve hakaret suçunun somut olarak meydana getirdiği maddi bir zarar somut olayda mevcut değildir. Bu nedenle sanıktan zararın giderilmesini istemek mümkün değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmelidir (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 2014/8473).
Uyuşturucu madde kullanma suçu nedeniyle sanık hakkında daha önce denetimli serbestlik ve tedavi tedbiri uygulanmamışsa, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi zorunludur (Yargıtay 10 Ceza Dairesi – 2014/5249 karar).
Kesin Nitelikte Önceki Adli Para Cezası HAGB Kararı Verilmesine Engel Değildir
Sanığın eski mahkumiyetinin kesin nitelikte para cezasından ibaret olduğu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil etmeyeceği nazara alındığında, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunda, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde yetersiz gerekçeyle sabıkalı olduğundan bahisle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi – Karar: 2012/22942).
Hükmün Açıklanması ve Adli Para Cezası Gibi Seçenek Yaptırımlara Çevrilmesi Şartları
Sanığın trafik güvenliğini tehlikeye sokma olarak tespit edilen eyleminden dolayı TCK’nın 179/3,, 62. maddeleri gereğince 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, CMK’nın 231. maddesinin 11. fıkras 11. fıkrasında, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine dair yükümlülüklere aykırı davranılması halinde mahkemece hükmün açıklanacağı belirtilmiş olup, bu iki halin gerçekleştiğinin saptanması durumunda, mahkemece yapılacak işlem, önceden verilen ancak, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu olması sebebiyle hukuki varlık kazanmayan hükmün açıklanmasından ibarettir. Bu iki şarttan birine aykırılık sebebiyle hükmün açıklanması halinde mahkemece, uygulanmasında yasal zorunluluk bulunduğu halde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi sebebiyle uygulanamayan yasal hükümler hariç olmak üzere önceki hükümde bir değişiklik yapılamayacağı, TCK’nın 50/3. maddesi uyarınca, daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş bulunan onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş sanıkların kısa süreli, diğer sanıkların ise otuz gün ve daha az süreli hapis cezalarının aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı yaptırımlara çevrilmesi zorunlu olup, suç tarihinde sabıkasız olan sanık hakkında açıklanması geri bırakılmış olan hükümde belirlenen 25 gün hapis cezasının, aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi – Karar: 2017/2947).
Uyuşturucu Kullanma Suçunda HAGB Zorunluluğu Halleri
Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanık hakkında, 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değişik TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”, karar verilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hükmün bozulması gerekmiştir (Yargıtay 10.Ceza Dairesi – Karar: 2018/138).
HAGB Kararı ve Zincirleme Suç Hükümleri
Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK’nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir.
Sanığın adli sicil kaydında yer alan Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesinin 08.04.2009 tarihli ve 130-54 sayılı ilamının; sanık hakkında banka zimmeti suçundan 20 ay hapis ve 100 gün adli para cezasına ilişkin hükmün, CMK’nın 231. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olduğu, CMK’nın 231. maddesinin beşinci fıkrasında hukuki bir sonuç doğurmadığı belirtilen anılan kararın kasıtlı bir suçtan sanığın mahkûmiyeti anlamına gelmeyeceği, Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesince söz konusu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle ihbarda bulunulmadığı, bu hâliyle henüz açıklanmayan anılan hüküm ile uyuşmazlık konusu hüküm arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmadığı kabul edilmelidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/221 E. , 2023/351 K.).
HAGB Kararı Açıklanırken Önceki Hüküm Değiştirilemez
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, sanığın denetim süresi içinde yeni bir suç işlemesi sebebiyle yeniden ele alınıp hükmün açıklanmasına karar verildiğinde, aynı Kanun’un 231 inci maddesinin on birinci fıkrası uyarınca önceki hükümde değişiklik yapılmadan aynen açıklanması, ancak kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumu değerlendirilerek, cezanın yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesi ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine dair cezanın bireyselleştirilmesi hükümlerinin tatbik edilebileceği, bunun dışındaki hususlarda hükmün değiştirilemeyeceği gözetilmeden, yasal zorunluluk hali de bulunmadığı halde denetim süresi içerisinde suç işlediği anlaşılan sanık hakkında hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerekirken, bu hususa riayet edilmeyerek önceki hükümde değişiklik yaparak, açıklanması geri bırakılan hükümle birlikte verilen uzun süreli hapis cezasının açıklanan hükümde adli para cezasına çevrilmesi hukuka aykırı bulunmuş ve bozma sebebi sayılmıştır (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/7694 E. , 2023/4635 K.).
HAGB Kararının Memuriyete Etkisi İle İlgili Danıştay Kararları
İnfaz koruma memuru olarak atanması gereken davacının Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nin 15. maddesi gereği memurluğa atanmasının uygun olmayacağına ilişkin davalı idare tarafından işlem tesis edilmiştir. Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin “Özel şartlar” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının 5/d bendinde; koruma güvenlik görevlisi ile infaz ve koruma memuru kadrolarına atanabilmek için “Güvenlik soruşturması olumlu olmak” şartı vardır. Davacı hakkında 11 yıl önce 18 yaşından küçük olduğu bir dönemde işlediği görevli memura mukavemet suçu nedeniyle 1 yıl hapis cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Davacı hakkında hagb kararı verilmiş olması, denetim süresinin geçmiş olması, söz konusu fiilin niteliği ve aradan geçen süre göz önüne alındığında hakkında yapılan “güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması” gerekçesi ileri sürülemez. Davacının memuriyet atamasının yapılması gerekir (Danıştay 12. Daire – Karar: 2015/4853).
657 sayılı Yasa’nın 48/A-5, 98/b maddeleri uyarınca tesis edilecek işlemlerin tamamen ceza yargılamasının sonucuna bağlı olması ve işlem tarihinde davacı hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunması nedeniyle dava konusu hukuka uygun olarak tesis edilmiş ise de; mahkumiyet hükmü davacının başvurusu üzerine uyarlanmış ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca davacı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Hagb kararı verilmesi nedeniyle davacının memuriyet görevine son verilmesi hukuka aykırıdır (Danıştay 12. Daire – Karar: 2013/439).

