4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ikinci kitabı olan Aile Hukukunda geçerli bir evliliği sonlandıran boşanma kurumu düzenlenmiştir. Medeni Kanuna göre; resmi memur önünde yapılmış geçerli bir evliliğin taraflardan birinin veya her iki tarafın talebi ile sonlanması amacıyla açılan davaya boşanma davası denmektedir. Boşanma davası açabilecek kişiler evli kadın veya erkektir ancak bazı durumlarda açılmış dava sırasında ölen eşin mirasçıların da davaya devam hakkı mevcuttur. Buna aşağıda detaylıca değineceğiz. Boşanma sebeplerinden olan özel boşanma sebepleri kanunda tahdidi (sınırlı sayıda) olarak sayılmış bunların dışında bir özel boşanma sebebi kabul edilmemiştir. Genel boşanma sebebi ise evlilik birliğinin temelden sarsılması olarak adlandırılmaktadır. Bu, özel veya genel sebeplerin varlığı ile açılan anlaşmalı (çekişmesiz) veya çekişmeli boşanma davaları taraflarca açılabilmektedir. Açılan boşanma davaları eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa 6 aydan beri birlikte oturdukları yer  aile mahkemesidir.

Çekişmesiz (anlaşmalı) Boşanma (TMK 166/3)

TMK 166/3 ”Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.”

Çekişmesiz diğer bir deyişle anlaşmalı boşanma tarafların yazılı bir protokol veya bir tarafın açtığı davayı diğer tarafın kabulü ile nafaka, velayet, tazminat, yargılama giderleri ve mal paylaşımı konularını kararlaştırarak evliliğin sonlanması sağlanmaktadır. Taraflar anlaşmalı boşanma protokolü oluşturulurken dikkatli olmalı ve imzalanmadan önce anlaşmaya aykırı doldurulup doldurulmadığı hususunu incelenmelidirler. Anlaşmalı boşanma davasında taraflar tüm hususlar üzerinde karara varmış olmalıdır aksi takdirde dava çekişmeli boşanma davasına dönecektir.

Anlaşmalı boşanma protokolü kararlaştırılıp imzaladıktan sonra bir dava dilekçesi eki yapılarak ”eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer” aile mahkemesinde dava açılır. Mahkeme gün tayini ile birlikte taraflar duruşmaya davet edilir. Duruşmaya katılmayan bir tarafın varlığı halinde hakim taleple yeni gün verebilir veya anlaşmalı boşanma davası çekişmeli boşanma davasına çevirebilir. Duruşma günü tarafların katılması ile hakim duruşmayı açarak taraflara anlaşma protokolünde yazılan maddeleri kabul edip etmediklerini sorar. Buradaki amaç bir tarafın anlaşma protokolünü hile, aldatma veya tehdit ile imzalatmış olabileceği ihtimalidir. Tarafların anlaşma protokolünü tamamıyla kabul etmeleri halinde hakim boşanmaya karar verecektir. Ancak unutulmamalıdır ki; ”Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir.” Değişiklikler neticesinde taraflar oluşan yeni protokolü kabul ederlerse hakim tarafların boşanmasına karar verir. Çekişmesiz boşanma davalarının karara bağlanma süresi yer yer değişmekte olup bu süre 1 ay ile 6 ay arasındadır.

Çekişmeli Boşanma Davası

Çekişmeli boşanma davası eşlerin boşanma davasına konu olan nafaka, velayet, tazminat, yargılama giderleri veya mal paylaşımı konularında anlaşamamaları durumunda açılan davadır. TMK’nın 161-166. maddeleri arasında düzenlenen boşanma nedenleri ile açılabilmektedir. Bu nedenler genel ve özel nedenler olarak ikiye ayrılmaktadır. Genel sebep olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik), özel sebepler ise zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı sebepleridir. Genel ve özel boşanma nedenlerine aşağıda detaylıca değineceğiz.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması (TMK 166)

”Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir”

Çekişmeli boşanma davalarında boşanma genel sebeplerinden sayılan evlilik birliğinin temelden sarsılması 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenmiştir. Çekişmeli boşanma davası eşlerden biri tarafından gerçekleştirilen kusurlu davranışlar nedeniyle diğer eş bakımından ortak hayatın çekilmez hale gelmesi durumlarında açılmaktadır. Bu dava halk arasında ”şiddetli geçimsizlik” olarak da bilinmektedir.

Evlilik birliğinin temelden sarsılması genel boşanma sebeplerinin başında sayılmıştır. Bu nedenlerin içerisinde evliliği çekilmez hale getiren olaylar yer almaktadır. Birden çok örnekle açıklanacak bu sebepler kimi zaman makul olarak görülebiliyor iken kimi zaman da akla uygun gelmemektedir. Ancak bir kereye mahsus yapılan hareketler ile evlilik süresince ara ara veya sıklıkla yapılan olaylar evliliği taraflar için çekilmez kılabilmektedir. Örneğin bir eşin cinsel ilişkiden kaçınması durumu ele alındığında evliliğin doğal yükümlülüklerinden olan eşlerin cinsel anlamda beklentisini sağlık sorunu olmadığı halde karşılamaması halinde kusurlu kabul edilip boşanma kararı verilebilmekte olup bu durum makul sebep olarak görülebilmektedir.

Yargıtay 2. HD. 2017/3107 E. 2017/12564 K. Sayılı ilamı
“Ruhsal ve fiziksel bir rahatsızlığı bulunmayan, davalı-karşı davacı erkeğin, geçerli bir sebebi olmaksızın davacı-karşı davalı kadınla cinsel ilişkiye girmekten kaçınması ve sorunun çözümü konusunda çaba göstermemesi kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup, ilk derece mahkemesince kadın yararına manevi tazminata karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.”

Sık rastlanılmayan ancak sıklıkla yapıldığında evliliği çekilmez hale getiren bazı davranışlar da boşanmaya neden olabilmektedir. Örneğin eş doğum yaparken ilgilenmemek, eşin veya aile efradından birine tükürmek, kadına boş ol demek, ayrı odada yatmak veya istenmeyen kişilerle arkadaşlık etme gibi nedenler gösterilebilir. Türk Medeni Kanunu’nda tahdidi olarak sayılmayan ve sınırları oldukça geniş bırakılan evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeni, birçoğu içtihatlara dayanan davranışlar ile karşımıza çıkmaktadır. Kanunda açıkça sayılmamış olsa dahi her olay için mahkeme ayrıca değerlendirmelerde bulunmaktadır.

Yargıtay HGK. 1996/2-752 E. 1996/863 K. 4.12.1996 T. ilamı
“…Davalının sık sık evi terk etmeği alışkanlık haline getirdiği, her seferinde aracılarla eve döndüğü evi terk etmesinin haklı bir nedene dayanmadığı, son defa evi terk etmiş olması nedeniyle kendisini eve getirmeye giden kayın validesinin yüzüne tükürüp, seni de kocamı da istemiyorum dediği evliliği yürütemeyeceğini açıkladığı anlaşılmaktadır…”

İçtihatlarda evlilik birliğinin temelden sarsılması sayılan bazı nedenler;

  • Aşağılama, tükürme, küçük düşürme, kıyaslama, hırsızlık yapma
  • Sadakatsizlikle suçlamak,
  • İktidarsızlıkla suçlamak,
  • Eşinden sıkıldığını beyan etmek,
  • Baskıcı davranma,
  • Eş doğum yaparken ilgilenmemek,
  • Evden sık sık dışarıya terk etme sebebiyle gitmek,
  • Eve icra getirme,
  • Borçları ödememe
  • Doğal olmayan yollarla cinsel ilişki kurma (Ters ilişki),
  • Cinsel yetersizliği açıklama,
  • İstenmeyen kişilerle arkadaşlık etme,
  • Evlilik dışı çocuğu bulunması,
  • Eşi resmi makamlara şikâyet etme,
  • İnternet bağımlısı olmak,
  • Eşinin ceplerini karıştırmak,

ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ

Türk Medeni Kanunu 161 ve devamı maddelerinde düzenlenen sebepler boşanmanın özel sebeplerindendir. Kanunda tahdidi olarak sayılan bu nedenler 6 tane olup

  1. Zina (TMK 161)
  2. Hayata Kast, Pek Kötü Muamele (TMK162)
  3. Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme (TMK163)
  4. Terk (TMK 164)
  5. Akıl Hastalığı (TMK 165)

Yukarıda ki özel sebeplerden herhangi biriyle açılan boşanma davalarında, davayı açan eş ispat yükünü yüklenmektedir. Davacı eş hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delilleri dava dilekçesinin ekinde veya dinleteceği tanıklar ile iddialarını ispat edebilmektedir. Delil araçlarına yazımızın ilerleyen bölümlerinde ele alacağız.

1. Zina Nedeniyle Boşanma

”Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

TMK 161. Maddesinde düzenlenen zina sebebi, boşanmanın özel nedenleri arasında sayılmıştır. Zina; evlilik birliğinde gözetilmesi gereken temel yükümlülüklerden olan sadakat yükümlülüğünün (Tmk 185/3) ihlali sonucunda ortaya çıkmaktadır. Zina, eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken karşı cinsten bir kişi ile kendi isteğiyle cinsel ilişkide bulunması olarak tanımlanabilir. Zina fiilinin ispatı birden fazla şekilde olabileceği içtihatlarda görülmektedir. Yargı içtihatlarında; süreklilik arz edecek biçimde telefonla konuşmak, eşi olmadığı halde karşı cinsi eve almak veya evlilik dışı çocuğun olması durumları zinanın varlığına işaret olarak kabul görmektedir. Zina fiilinin tarafların kendi istek ve iradeleri ile gerçekleşmesi gerekmektedir. Taraf iradesi dışında gerçekleşen fiiller (tecavüz) neticesinde zinadan bahsetmek söz konusu olmayacaktır. Bu hususta Yargıtay 2. HD, 2009/4578 E., 2010/6472 K, 5.4.2010. T. ilamı “Dava, zina (TMK.md.161) hukuki nedenine dayalıdır. Davalı, kendisinin zorla kaçırılıp alıkonulduğunu savunmuştur. Bu konuda açılan ve görülmekte olduğu anlaşılan … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/457 esas sayılı dava dosyasının sonucu beklenmeden eksik araştırmayla karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” şeklinde olup zina nedenine dayalı boşanma davası açabilmek için zina fiilinin yapanın iradesi ile gerçekleşmelidir.

Taraf iradesi dışında gerçekleşen fiiller (tecavüz) neticesinde zinadan bahsetmek söz konusu olmayacaktır. Bu hususta Yargıtay 2. HD, 2009/4578 E., 2010/6472 K, 5.4.2010. T. ilamı “Dava, zina (TMK.md.161) hukuki nedenine dayalıdır. Davalı, kendisinin zorla kaçırılıp alıkonulduğunu savunmuştur. Bu konuda açılan ve görülmekte olduğu anlaşılan … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/457 esas sayılı dava dosyasının sonucu beklenmeden eksik araştırmayla karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” şeklinde olup zina nedenine dayalı boşanma davası açabilmek için zina fiilinin yapanın iradesi ile gerçekleşmelidir.

Zina, cinsel sadakat yükümlülüğünün ağır ihlali olarak kabul edilmiş ve kusura dayalı olan mutlak bir boşanma nedenidir. Mutlak boşanma nedeni olduğundan zinanın varlığının ispatı neticesinde hakim başkaca hiçbir şeye bakmadan (evliliğinin çekilemez hale geldiği) boşanmaya hükmedebilecektir. Bir fiilin zina olarak ele alınabilmesi için fiilin cinsel birleşme seviyesinde olması gerekir. Cinsel birleşme seviyesinde olmayan flört veya yakınlaşma tarzındaki davranışlar zina olarak ele alınmamakta ancak bu nedenle açılacak boşanma davasında sadakat yükümlülüğünün ihlali sayılarak evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebi olarak ele alınabilmektedir. Zina sayılmayan bir diğer durum ise eşin aynı cinsten bir kişiyle cinsel ilişki yaşaması halinde bu durumda zina olarak ele alınmaz ancak bu durum haysiyetsiz hayat sürme veya genel boşanma sebeplerinden olan evlilik birliğinin temelden sarsılması nedenleriyle dava açılabilecektir.

Zina fiilinin ispatı her türlü delil ile olabilmektedir. Bunlar mesajlaşma, internet ortamında paylaşılmış fotoğraf veya tanık olabilmektedir. Zinanın tam görgüye ilişkin ispatının zor olduğundan zinanın varlığına delil sayılan karineler kabul edilmektedir. Yargıtay 2. HD, 1993/7903 E., 1993/7941 K. , 23.9.1993 tarihli ilamında ”Büyük bir gizlilik içinde oluşması doğal olan zina fiilinin tam bir görgüye dayanarak kanıtlanması pek nadir olmaktadır. Zina olayının varlığı bazı ip uçları, tavır ve davranışlardan çıkarılacak karinelerle kabul edilmelidir. Bu itibarla, zina için gerekli ortama girilmiş ancak elde olmayan nedenlerle eylemin tamamlanamamış olması, bir başka anlatımla eylemin eksik kalkışma derecesinde kalması da zina sebebiyle boşanma için yeterlidir.” diyerek karinelerin boşanma davasında kabul edilebileceği vurgulanmıştır.

Her ne kadar iddiaların her türlü delille ispatı mümkün olsa da elde edilen bu delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Zira Yargıtay yerleşik içtihatlarında hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller her ne kadar zinayı ispat etse de nazara alınmayacağı belirtilmektedir. Örneğin, dedektif tarafından çekilen fotoğrafların hukuka aykırı delil olacağı yönünde bkz. Yargıtay 2. HD, 2018/1268 E. , 2019/3978 K. , 03.04.2019 tarihli ilamında “Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle, davalı kadına yüklenen sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış fiilinin ispatında kullanılan ve dedektif tarafından çekilen fotoğrafların hukuka aykırı delil niteliğinde olması sebebiyle kusur belirlemesinde esas alınamayacağı, …” şeklinde olup hukuka aykırı elde edilen delillerin kusur belirlenmesinde esas alınmaması gerektiğini belirtmiştir.

Zinaya ilişkin boşanma davası açmak isteyen taraf, kanun maddesinin 2. fıkrası gereği zina fiilini öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde ve herhalde fiilin işlenmesinden itibaren 5 yıl içinde dava açmalıdır. Davacı eş bu sürelerin dolmasından sonra aynı nedene dayanarak dava açamayacaktır. Ancak zina fiilinin devam ettiğine dair tanık beyanları veya başkaca deliller mevcut ise dava açma tarihi son eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren esas alınacaktır. Yargıtay 2.HD. 28/01/2014 tarihli 2013/9129E. ve 2014/1553 ”Zina (TMK.md. 161) sebebine dayanan boşanma davalarında yasada öngörülen hak düşürücü süre, süre gelen eylemlerde, son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar. Davalının davacıdan başka iki ayrı kadınla karı-koca gibi birlikte yaşamasının devamlılık arz ettiği tanıklarca ifade edildiğine göre, zina nedenine dayanan boşanma nedeni için öngörülen altı aylık sürenin son eylem tarihinden başlayacağı, buna göre davanın süresinde açıldığı gözetilmeden olayın tek eylem gibi değerlendirilerek, şartları oluşmuş olmasına rağmen zina nedenine dayanan boşanma talepleri yönünden davanın reddedilmesi doğru bulunmamıştır.”

Diğer bir durum ise kanun maddesinin 3. fıkrasında geçen affedenin dava hakkının olmadığı durumudur. Zina fiilini işlemesi üzerine dava açma hakkı olan eşin dava açma süresi içerisinde kusurlu eşi affetmesi üzerine dava açma hakkını kaybeder. Dava açma hakkı olan eşin kusurlu eşe karşı affettiğini açıkça söylemesi gerekmemekte affettiğini gösterir davranışlarda bulunması da yeterli kabul edilmektedir. Örneğin kusurlu eş ile tatile çıkılması, birlikteliğe devam edilmesi, evlilik dışı çocuk ile yaşanması gibi durumlar dava hakkı olan eşin affettiğine delalet etmektedir. Bu haliyle zina fiilini öğrenip dava açma süresi içerisinde kusurlu eşi affetmesi üzerine dava açma hakkı ortadan kalkmaktadır. Buna ilişkin, Yargıtay 2. HD, E. 2009/19942, K. 2010/21140, T. 15.12.2010 “Davacı-davalı (koca) tarafından açılan boşanma davası, münhasıran zina (TMK.md.161) sebebine dayanmaktadır. Dinlenen davacı tanıklarının beyanlarındaki hadiseler 2005 ve 2006 yıllarına aittir. Bu olaylardan sonra tarafların başka bir yere taşındıkları ve evlilik birliğinin uzunca bir süre devam ettiği, davalı-davacı kadının en son 03.06.2008 tarihinde ortak konuttan ayrılıp, önceki evliliğinden olma çocuğunun yanında kalmaya başladığı toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Davacı-davalının, eşinin kendisi evde yokken bir başka erkeği eve aldığını bildiği halde, bu olaylardan sonra evlilik birliğini devam ettirmiş olması af niteliğindedir. Affeden tarafın dava hakkı yoktur (TMK.md.161/son). Bundan sonra birliğin devam ettiği süre zarfında davalı-davacı (kadın) ın zina eyleminin temadi ettiğine ilişkin bir delil ve tanık beyanı da bulunmamaktadır. Öyleyse zina sebebine dayanan boşanma davasının reddi gerekirken, isteğin kabulü doğru bulunmamıştır.” şeklinde Yargıtay’ın affa ilişkin içtihatları bulunmaktadır.

Tüm bu anlatılanlar neticesinde dava açma noktasında zina fiili olarak nelerin kabul gördüğü, dava açma durumunda gösterilebilecek delillerin neler olduğu, hak düşürücü süreler ve dava açma hakkı olan eşin kusurlu eşi affettiğini gösterir hareketlere detaylıca değindik. Boşanma nedenleri arasında bulunan ve boşanmanın özel ve mutlak boşanma nedenlerinden olan zina nedeni ile açılıp ispat edilen zina fiili karşısında mahkeme başka bir şey aramaksızın boşanmaya karar verecektir.

2. Hayata kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Özel boşanma sebepleri arasında sayılan eşe karşı hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışın gerçekleşmesi halinde başkaca hiçbir şart aranmaksızın mahkeme boşanmaya karar verecektir. Mutlak ve özel boşanma sebebi olan TMK 162. maddesi; hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış şeklinde üç sebebi içinde barındırmaktadır. Bunlardan hayata kast ve pek kötü davranış maruz kalan eşin şeref ve haysiyetine karşı kasten işlenmiş olması gerekmektedir. Onur kırıcı davranışta ise davranışın ağır bir nitelik taşıması gerekmektedir.  Bu sebeplere aşağıda detaylıca değineceğiz.

  1. Hayata Kast: Eşlerden birinin diğer eşin hayatına her türlü kast etme davranışıdır. Bu davranışın kasten işlenmesi gerekmektedir. Bu tür bir davranışın kasten işlenmesi gerektiğinden bahsetmemizde, kişinin alkol veya uyuşturucu madde etkisinde bu fiili işlemiş olabileceği durumu yani ayırt etme gücünün olmamasından kaynaklanmaktadır. Kişi uyuşturucu madde veya alkol etkisinde iken diğer eşe zarar verirse maruz kalan eş hayata kast sebebine dayanarak dava açamayacaktır. Ancak bu tür bir durumda akıl sağlığı nedenine dayanarak dava açılabilecektir. Hayata kast fiilinin doğrudan eşe karşı işlenmesi gerekmektedir. Eşin aile bireylerine yani anne-baba kardeş veya diğer aile bireylerine karşı işlenmesi durumunda bu nedene dayanılarak dava açamayacaktır.  Diğer bir yönden eşin sehven yapmış olduğu hatalar veya trafik kazaları eşin kastı ispat edilmeyene değin bu nedenle açılacak boşanma davasına konu edilemeyecektir.
  2. Pek Kötü Davranış: Eşlerden birinin diğer eşe karşı vücut bütünlüğü, cinsel sağlığı veya bedensel ve ruhsal sağlığını etkileyecek her türlü davranış içerisine girmesi sonucunda dayanılabilecek boşanma sebebidir. Buna örnek olarak; zorla çocuk aldırtma, eşe eziyet etmek, aç bırakmak, odaya kilitlemek, şiddet uygulamak, normal olmayan cinsel ilişkiye zorlamak olarak devamlılık arz etmesi gerekmeksizin sadece yapılmış olması yeterli olmaktadır. Yargıtay  içtihatlarında bu tür örnekler arttırılabileceği gibi aranan başka bir diğer kıstas ise bu fiillerin işlenmesi sırasında  eşin bunu kasten işlemesi ve ayırt etme gücünün bulunması gerekmektedir.
  3. Onur Kırıcı Davranış: Eşlerden birinin diğerine karşı onur, şeref ve haysiyetine yönelik zarar verme kastıyla yapılan her türlü söz ve davranışı kapsamaktadır. Bu davranışlar hakaret, evlilik mahremiyetini yayma, sövme veya başkasına gönderilen eşi ile alakalı hakaret içerikli mektup veya mesajlar örnek gösterilebilir. Bu davranışların ağır bir nitelik taşıması gerekmektedir. Davranışların eşin saygı, sevgi veya itibarını sarsacak kadar ağır nitelik taşımalıdır. Yargıtay 2. H.D. 2010 /10334 E. , 2010 /13767 K. sayılı ilamından ”Dava, münhasıran onur kırıcı kavranış nedeni ile boşanmaya ilişkindir. Onur kırıcı davranış nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için (TMK.md.162) her türlü onur kırıcı davranış değil, ağır derecede onur kırıcı bir davranışın gerçekleşmesi gerekir.”  onur kırıcı davranışın ağır nitelikte olması gerektiğine değinmiştir.

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebeplerinden herhangi biriyle boşanma davası açmak isteyen eşin, bu fiillerin ispatına yarayacak doneleri dava dilekçesine eklemelidir zira delillerle desteklenmeyen iddialar mahkemece boşanma kararı vermeye yeterli kabul edilmeyecektir. Davacı eş, iddialarının ispatını mesajlaşma ekran görüntüleri, telefon arama kayıtları ve kısa mesaj(SMS) kayıtları veya tanık beyanlarını delil olarak kullanabilecektir.

 

3. Suç İşleme Ve Haysiyetsiz Hayat Sürme

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. 

TMK 163’te düzenlenen ”suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme” sebebiyle dava açılabilmesi için davacı tarafa iki alternatifli bir yol öngörülmüştür. Buna göre bu sebep ile dava açmak isteyen taraf ya suç işleme yada haysiyetsiz hayat sürme sebeplerine dayanmalıdır. Kanuni düzenlemeye göre tarafın sadece suç işlemiş olması yeterli görülmemekte bu suçun küçük düşürücü nitelikte olması gerekmektedir. Haysiyetsiz hayat sürme sebebinde ise eşin toplumca kabul edilmeyen, haysiyetsiz olarak nitelendirilen bir hayat sürmesi ve bunun evlilik süresince ve belli bir süre devam etmesi gereğidir. Bu şartları sırasıyla detaylıca ele alacağız.

  1. Suç İşleme: TMK 163’te düzenlenen sebeplerden ilki olan suç işleme sebebine bağlı boşanma davası açılabilmesi için öncelikle suçun küçük düşürücü bir suç olması gerekmektedir. Küçük düşürücü suç kanunda tanımlanmamış olsa da yerleşik içtihatlarımızda ”hırsızlık, dolandırıcılık, zimmet, irtikap, cinsel taciz, istismar, kasten öldürme, uyuşturucu ticareti” gibi suçlar küçük düşürücü suçlar olarak kabul görmektedir. Bir suçun hakim tarafından küçük düşürücü olup olmadığı hususu tespit edilirken hakim toplumun ahlak anlayışı ve failin toplum nezdinde düşeceği durumu göz önüne almaktadır. Küçük düşürücü bir suç işleyen eşin ceza kovuşturmasına uğraması ve bu suçtan dolayı mahkûm olması ise boşanma davası açılması için aranan bir şart değildir. Bu nedenle aile mahkemesi hâkimi, böyle bir suçun işlenip işlenmediğini kendisi incelemek durumundadır. Suç işleyen eşin ceza mahkemesinde beraat etmiş olması da TMK m. 163 hükmüne dayalı olarak boşanma kararı verilmesine engel oluşturmaz. Zira 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun57 74. maddesi gereğince; hukuk hâkimi, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Bunların istisnası olarak, ceza hâkiminin maddi olguların varlığına ya da yokluğuna ilişkin kararları, failin kimliğini saptayan kararı ile fiilin hukuka aykırılığını tespit eden kararı hukuk hâkimi için de bağlayıcıdır. Bu durumda eşin işlediği ileri sürülen suçun gerçekleşmediği ya da bu eş tarafından işlenmediği veya suçu işlemesinde hukuka uygunluk sebebinin bulunduğuna ilişkin kararı, hukuk hâkimini de bağlayacak ve bu durum TMK m. 163 temelinde bir boşanma davası açılmasının önüne geçecektir.
  2. Haysiyetsiz Hayat Sürme: TMK 163’te düzenlenen ve ikinci sebep olan haysiyetsiz hayat sürme sebebinde, hakim toplumun ahlak anlayışı çerçevesinde eşin haysiyetsiz hayat sürüp sürmediğine karar verecektir. Toplumun şeref, namus ve ahlaki açıdan değerlerine aykırı bir biçimde hayatın devam ettirilmesi ve bu durumun belli bir süre de olsa kesinlikle evlilik süresince devam etmesi gerekmektedir. Evlilik süresi içerisinde olmayıp evlilik öncesi olan bu tür davranışların evliliğe hazırlık sürecinde kabul görüldüğü ve boşanma davası açma noktasında yeterli bir olgu olmadığı kabul edilmektedir. Haysiyetsiz hayat sürme yerleşik içtihatlarda her ne kadar toplum tarafından zina olarak görülse de eşcinsel ilişkiler, uyuşturucu madde ticareti yapmak, randevu evi işletmek, alkol ve kumar bağımlılığı, hayat kadını olarak çalışma, insan ticareti yapmak, teşhircilik yapmak ile ekonomik durumu iyi olmasına rağmen dilenmek örnek gösterilebilir. Sadakat yükümlülüğüne aykırı davranılan ancak zinaya varmayan her durumda bu sebebe dayanılarak dava açılamayacaktır. Örneğin, eşlerden birinin üçüncü kimselerle internet ortamında ya da telefonda sıklıkla görüşmeler yapması halinde haysiyetsiz hayat sürmeden bahsedilemez. Ancak bir eşin toplum nazarında kabul görmeyecek biçimde karşı cins ile davranışlar içerisine girmesi bunu alenen yapması ise haysiyetsiz hayat sürme olarak kabul edilmektedir.

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedenleri ile dava açabilmek için öncelikle bu iki sebebin evlilik süresi içerisinde olması veya devam etmesi gerekmektedir. Evlilik öncesi bu neviden davranışların içerisinde bulunmuş olduğu halde evlenen eş için bu nedenlerin bir boşanma sebebi olarak kabul edilmesi doğru olmayacaktır. Çünkü evlilik öncesi suç işlendiğinin veya haysiyetsizce hayat sürülmüş olduğunun bilinmesi bu davranışların evlilik kararı almada etkin bir rol oynamadığını göstermektedir. Yani bu tür davranışların evlilik birliğinin sağlanmasına engel olamayacağını göstermektedir. Hatırlatmakta fayda görmekle, evlilik öncesi hareketlerin evlilik birliği içerisinde devam etmesi durumunda bu nedenlere dayanılarak dava açılmasına bir mani yoktur. Bu iki nedenin  varlığının yanında davalı eşin kusurlu olması gerekmektedir. Zira bu boşanma sebebi kusura dayalı bir boşanma sebebidir. Ancak yalnızca bir tarafın kusurlu olduğu değil iki tarafında kusurlu olması durumunda da bu sebebe dayanılarak boşanmaya karar verilebileceği unutulmamalıdır.

4. Terk

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

TMK 164. maddesinde özel boşanma sebeplerinden olan terk sebebi düzenlenmiştir. Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak konutu terk eden eşe karşı mutlak ve özel boşanma sebebi olan terke dayalı boşanma sebebi ile boşanma davası açabilir. Bu nedenle açılan boşanma davasında eşin haklı neden olmadan ortak konutu terk ettiğini ispat etmesi durumunda hakim ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediğini araştırmadan boşanma kararı vermelidir. Terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için bazı şartlar aranmaktadır.

a. Bu şartlardan ilki ortak konutu terk etme nedenidir. Ortak konutu terk eden eşin haklı hiçbir sebebi olmadan ortak konutu terk etmiş olması gerekmektedir. Burada bahse konu haklı neden, ortak konutun kusurlu eşin isteği ve iradesi doğrultusunda terketmesine değinilmektedir. Kusurlu olduğu atfedilen eşin ortak konutu terk etmesinde, eşin şehir dışında çalışma amacıyla veya diğer eşin zorlamaları (eve almama, evden kovma, konutun anahtarını değiştirmek) nedenlerinin rol alması durumunda ortak konutun terki nedenine dayalı boşanma davası açılamaz. Şöyle ki yukarıda da değindiğimiz üzere ortak konutun terk edilmesinde eşin haklı hiçbir nedene dayanmadan ve kendi istek ve iradesinin varlığı gerekmektedir. Bahsedilen durumlarda ise eşin irade ve isteğinin mevcut olmaması nedeniyle ortak konutu terk ettiğinden söz edilemez. Aksine böyle bir durumda kanun ”Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.” şeklinde olup bu hususta Yargıtay HGK 2009/2-402 E. 2009/484 K. ”davalı kadının gösterdiği tanıkların beyanları ve dosya kapsamına göre, davacı eşin davalı olan eşini ortak konutu terke zorladığı gibi, ortak konutun anahtarını değiştirmek suretiyle eve dönmesini engellediği de sabittir.”

b. İkincisi, terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için terkin en az altı ay sürmüş olması gerektiğidir.  Terk sebebiyle boşanma davası açabilmek için ayrılığın en az altı ay sürmüş olması gerektiğine göre (TMK m.164 I c.1), bu sürenin dört ayının ihtardan önce ve iki ayının ise ihtardan sonra geçmiş olması gereklidir. Bununla birlikte terk ihtarının mutlaka ayrılıktan dört ay sonra yapılması zorunlu olmayıp daha sonra da yapılabilmektedir. Örneğin ayrılıktan bir yıl sonra, yapılması mümkündür. Ancak herhalde terk ihtarından sonra boşanma davası açılabilmesi için iki ayın beklenmesi gerekir. İhtardan sonra iki ay geçmeden terk nedenine dayalı olarak boşanma davası açılması halinde ise süre şartı gerçekleşmediğinden dava reddedilecektir. Bu hususta Yargıtay 2. HD 2007/44 E. 2007/12316 K. sayılı kararında ”İhtar dört aylık yasal süre dolmadan 16.02.2005 tarihinde istenmiş olup Türk Medeni Kanununun 164. maddesi koşulları oluşmamıştır. Bu yön gözetilmeden davanın reddi yerine kabulü ve yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.” 

c. Üçüncüsü, konutu terk eden eşin ortak konuta dönmesini sağlamak üzere hakim veya noterlik kanalıyla ihtar yapılmalıdır. TMK 164/1 ”Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.” şeklinde olup ihtarın hangi yol ve süreler içerisinde çekilmesi gerektiğini düzenlemektedir. Buna göre ortak konutu terk eden eşe karşı, ortak konuta dönmesi için hakim veya noter aracılığıyla ihtar çekilmesi gerekmektedir. Çekilen ihtarın eve dönüş süresi olan iki aylık sürenin açıkça gösterilmesi gerektiği, aksi takdirde ihtarın sonuç doğurmayacağı, ayrıca terk eden eşe yasal olarak tanınmış olan iki aylık dönüş süresinin kısaltılamayacağı, eğer kısaltılırsa ihtarın geçersiz hale geleceği kabul edilmektedir.

Yukarıda zikredilen şartların gerçekleşmesi halinde haklı nedeni olmadığı halde evi terk eden eşe karşı diğer eş terk nedeniyle boşanma davası açabilir. Mutlak ve özel boşanma sebepleri arasında sayılan terke dayalı boşanma sebebi şartların sağlanması durumunda başkaca bir neden aranmaksızın boşanmaya karar verilecektir.

5. Akıl Hastalığı

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

Akıl hastalığı TMK’nın 165. maddesinde sayılan nispi ve özel boşanma sebepleri arasındadır. Bu sebebe dayalı açılan boşanma davasında diğer eşin akıl sağlığının yerinde olmadığının ispatı gerekmektedir. Akıl hastalığının tespiti tıp alanına girmektedir. Çözümü hukuki bilginin dışında kalan bir konu olması sebebiyle akıl hastalığının tespiti için resmi sağlık kurulu raporu gerekmektedir. Sağlık kurulu raporunda akıl hastalığına olup olmadığının şayet var ise bu durumun geçip geçmeyeceği hususunun da belirtilmesi gerekir. Akıl hastalığına ilişkin şartların yanında akıl hastalığının ortak hayatı çekilmez hale gelmesi şartı da aranmaktadır. Bu şartları aşağıda detaylıca ele alacağız.

a. Akıl Hastalığı ve Hastalığın Başlama Zamanı : Akıl hastalığı tıbbi incelemeler sonucu tespit edilecek bir konudur. Akıl hastalığı sebebiyle açılacak boşanma davasında akıl hastalığının mevcudiyetine mahkeme değil, resmi bir sağlık kurulu tarafından karar verilmektedir. Boşanma davasının açılmasının akabinde alınacak olan bu raporda akıl hastalığının evlilik birliğinin devamına bir sakınca oluşturup oluşturmadığı hususlarına da değinilmelidir. Sağlık kurulu raporunda evlilik birliğinin devamına engel olmayacak derecede akıl hastalığının tespiti halinde boşanma istemi bu nedene dayanamayacaktır. Bunun dışında akıl hastalığı dışında hiçbir sağlık problemi özel boşanma sebebi oluşturmayacaktır. Akıl hastalığının başlama nedeninin önemi evlilikten önce mi sonra mı olduğu ile ilgilidir. Evlilikten önce yani evlilik sırasında akıl hastalığı olan eş açısından bu durum TMK’nın Evlenme Engelleri başlığında düzenlenen 133. maddesinde geçen akıl hastalığı nedeniyle evliliğin mutlak butlan ile sakat olması durumunu doğurmaktadır. Mutlak butlan ile sakat olan evlilik için hem mutlak butlan davası hem de akıl hastalığı nedenine dayanarak boşanma davası açılabilecektir. Evlilikten sonra oluşan akıl sağlığı ile ilgili ise, herhangi bir süre sınırlaması söz konusu değildir. Kanun yalnızca evlilik birliği içerisinde eşin akıl hastalığının mevcut olması koşulunu aramaktadır.

b. Ortak Hayatın Çekilmez Hale Gelmesi : Akıl hastalığı sebebine dayanarak boşanma kararı verilebilmesi için akıl hastalığının ortak hayatı çekilmez hale getirmesi gerekmektedir. Hakim tarafında akıl hastalığı sebebiyle ortaya çıkan davranışların süresi, sıklığı, ağırlığı gibi kritlerler ve diğer eş için subjektif durumlar da nazara alınarak ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediği araştırılacaktır. Ortak hayatın, akıl hastalığına dayalı boşanma davası açılmadan önce çekilmez hale gelmesi ve dava sırasında bu çekilmezlik halinin sürmesi gerekir. 

c. Hastalığın İyileşmesine Olanak Bulunmadığının Resmî Sağlık Kurulu Raporuyla Tespit Edilmesi : Akıl hastalığı nedeniyle boşanma kararı verilebilmesi için akıl hastalığının iyileşme olanağının olmaması gerekmektedir. Bu durum resmi sağlık kurulu raporunda belirtilmelidir. Akıl sağlığının iyileşme olanağının olması veya geçici olması durumunda evlilik bu sebebe dayanılarak sonlandırılamayacaktır. Akıl sağlığının düzelme olanağının olmadığına dair raporun boşanma davası sırasında alınması gerekmektedir. Zira akıl hastalığı dava aşamasında mevcut olmalıdır. Dava aşamasında mevcut olmayan akıl hastalığı nedeniyle bu sebebe dayanılarak boşanma davası açılamayacaktır.

 

BOŞANMA DAVASINDA DELİLLER

Türk hukuk sistemimizde taraflar iddialarını her türlü delille ispatlayabilir. Ancak; bu delillerin Anayasaya, kanuna ve temel hak ve özgürlüklere aykırı olmaması gerekmektedir. Hukuka uygun olan deliller ile desteklenen iddialar davanın kabulüne hizmet edecektir. Boşanma davalarında da davayı açan taraf ileri sürmüş olduğu boşanma sebebini ispatlamakla yükümlüdür.  Davacı taraf bu yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde açtığı dava reddedilebilecektir. Her ne kadar burada davacının delil sunabileceği hususlara değinmiş olsak da davalının da davacının iddialarını çürütmek için delil sunma imkanı bulunmaktadır. Davalının iddiaları çürütmek adına delil sunmaması durumunda ise dava kabulle sonuçlanabilecektir. Dosyaya sunulan delilleri Aile Mahkemeleri vicdani kanaate göre serbestçe takdir eder. Hukuka aykırı deliller noktasında boşanma davasındaki deliller ile diğer davalardaki deliller arasında farklılık bulunmaktadır. Yargıtay’a göre bu durum ”evlilik birliği içerisinde, eşlerin müşterek bir konutta yaşaması, müşterek araç kullanması, müşterek alanlarda bulunması, müşterek olarak bir sosyal medya hesabı kullanmaları veya birbirlerinin telefon veya sosyal medya hesaplarına ulaşabilmesi gibi durumlar söz konusudur. Bu sebeplerle, bu müşterek alanlarda elde edilen deliller boşanma davalarında delil olarak kabul edilebilir. Zira, müşterek alanlar özel alan teşkil etmez.” şeklinde ele alınarak delillerin değerlendirilmesi farklılık göstermektedir. Boşanma davasında kullanılabilecek deliller:

  1. Whatsapp konuşmaları
  2. Yemin ve ikrar
  3. Bilirkişi ve keşif
  4. Kısa mesaj (SMS)
  5. Sosyal medya mesajları ve paylaşımları (Instagram, Twitter, Facebook vb.)
  6. Tanık Beyanı
  7. Yurtdışı giriş çıkış kayıtları
  8. Fotoğraflar Videolar Kamera görüntüleri Ses kayıtları
  9. Otel kayıtları Banka ve kredi kartı kayıtları
  10. Sözleşmeler, tutanaklar, not ve yazışmalar Adli sicil kaydı, adli tıp raporu
  11. Ekonomik ve sosyal durum araştırma raporları
  12. Kolluk araştırması Mahkeme ilamları
  13. Diğer mahkeme dosyaları

 

YARGITAY KARARLARI

Hem Genel Hem de Özel Sebebe Dayanılarak Dava Açılabilir

Davalı, mütekabil boşanma davası açmış, mütekabil boşanma davasında; zina, olmazsa hayata kast, bu da olmazsa pek kötü davranış, bunun da kabul edilmemesi halinde haysiyetsiz hayat sürme, bu da kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Zina, hayata kast, pek kötü muamele ve haysiyetsiz hayat sürme özel boşanma sebebi yanında genel boşanma (TMK m. 166/1) sebebi de oluşturur. Böyle bir durum karşısında kalan eş, dilerse bu özel sebeplerin yanında genel sebebe, dilerse birine veya birkaçına birlikte dayanarak boşanma talep edebilir. Hem özel hem de genel sebebe dayanılarak boşanma davası açılmış ise, doğuracakları hukuki sonuçlar farklı olacağından öncelikle özel boşanma sebeplerinin bulunup bulunmadığı belirlenmeli, özel sebep varsa, bu sebebe dayanılarak, özel boşanma sebeplerinin gerçekleşmemesi veya özel sebebe dayalı dava hakkının düşmüş olması halinde, deliller, genel boşanma sebebi çerçevesinde değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2009/8440 E.,  2010/12941 K.)

 

Deliller Evlilik Birliğinin Temelden Sarsıldığını Göstermesi Durumunda Boşanmaya Karar Verilmelidir

Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davacı-davalı kocanın eşine şiddet uyguladığı, hakaret ettiği, kovduğu ve başka bir kadınla ilişkisinin bulunduğu davalı-davacı kadının ise güven sarsıcı davranışlar sergilediği, eşine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı koca da dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı kocanın boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya (TMK.md. 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davasının reddi doğru bulunmamıştır.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2009/22014 E. 2010/3605 K.)

 

Eşin İntihara Teşebbüs Etmesi Evlilik Birliğinin Temelden Sarsıldığını Gösterir

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, boşanma istemine ilişkin olup, uyuşmazlık evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı, noktasında toplanmaktadır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle davacının evlilik sırasında eşiyle olan anlaşmazlıkları nedeniyle intihara teşebbüs etmesi ve psikolojik olarak rahatsızlanması sonucu evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığı sonucuna varılmıştır.
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2006/2-451 E., 2006/464 K.)

 

Eşin Aşağılanmasına Neden Olacak Sözler Söylemek Evlilik Birliğinin Temelden Sarsıldığını Gösterir

Yapılan yargılama ve toplanan delillerle, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı-davalı erkeğin eşine birden fazla kez fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği, davalı-davacı kadının da eşine sürekli olarak “sen çürüksün, ben sağlamım, bana bakamazsın, ben sana bakamam, siz fakirsiniz, biz zenginiz” diyerek aşağıladığı davalı-davacı kadının da az da olsa kusurlu olduğu, erkeğin boşanma davası yönünden Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşulları oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikle bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı erkek de dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin davasının da kabulü ile boşanmaya (TMK.md.l66/2) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile erkeğin davasının reddi doğru bulunmamıştır.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi T. 16. 12. 2015, E. 9575, K. 24185)

 

Güven Sarsıcı Hareket Sonrasında Tarafların Bir Araya Gelmesi için Konuşması Af Olarak Nitelendirilemeyecektir

…davacı-karşı davalı kadının eşinin başka kadınla olan mesajlaşmalarını öğrendikten sonra tarafların tartıştıkları, tanıkların araya girmesiyle konunun konuşulduğu ortamda davalı-karşı davacı erkeğin pişmanlığını dile getirdiği, tarafların akşam yemeğe çıkmaya karar verdikleri ancak davacı-karşı davalı kadının aynı günün akşamı ailesinin yanına gittiği ve sonrasında bir araya gelmedikleri anlaşılmaktadır. Bu sebeple davalı-karşı davacı erkeğin güven sarsıcı eyleminden sonra evlilik birliği devam etmediğinden davacı-karşı davalı kadının davalı-karşı davacı erkeği affettiğinin kabulü mümkün değildir. Davacı-karşı davalı kadının ise ailelerin ve ortak arkadaşlarının tarafların barışmaları için bir araya geldikleri ortamda eşinin annesine, defol git diyerek ortamdan kovduğu vakıası sabit ise de; eşinin annesini aşağıladığı vakıası ispatlanamamıştır. Gerçekleşen bu duruma göre bölge adliye mahkemesince kabul edilen ve temyiz edilmeyerek kesinleşen kusurlu davranışları yanında güven sarsıcı davranışlarda bulunan erkeğin, eşinin annesini kovan davacı-karşı davalı kadına nazaran boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, yazılı şekilde kusur belirlemesi yapılması doğru bulunmamıştır…
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/5322 E. 2019/9539 K.)

 

Eşin Bilgisayarına Casus Program Yüklenmesi Yoluyla Elde Edilen Delil Hukuka Aykırıdır

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı-karşı davacı kadına ait bir sosyal paylaşım sitesi hesabında yer alan görüşmelerin casus yazılım ile elde edildiğinin ve hukuka aykırı delil niteliğinde olan bu görüşmelerin kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağının ancak dosyada mevcut diğer delillere ve özellikle kadına ait telefon iletişim kayıtlarına göre de, davalı-karşı davacı kadının güven sarsıcı davranışlarının ispatlandığının anlaşılmasına göre, avacı-karşı davalı erkeğin tüm, davalı-davacı kadının ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/15763 E. 2018/4706 K.)

 

Fiili Ayrılık Sonrası Karşı Cinsten Biriyle Karı-Koca Gibi Birliktelik Zinayı İspatlar

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı-davalı erkeğin, ilk boşanma davası açıldıktan sonraki fiili ayrılık döneminde, Eda isimli kişi ile birlikte aynı hanede yaşamaya başladığı sabittir. Gerçekleşen bu durum karşısında başka bir kadınla karı-koca gibi fiili birlikteliği olan erkeğin zina eyleminin gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Öyleyse, kadının zinaya dayalı boşanma davasının, erkeğin sübut bulan zinası sebebiyle (TMK m. 161) kabulü gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/1606 E. 2020/5481 K.)

 

Zina Eylemini Anlaşmalı Boşanma Gerçekleştikten Sonra Öğrenen Taraf  Manevi Tazminat Talep Edebilir

…davacının bu tarihten sonra evlilik birliği içinde dünyaya gelen çocuğun kendisinden olmadığını öğrenerek 01.02.2008 tarihinde davalı ve küçük aleyhine soy bağının reddi talebini ileri sürdüğü, bu davanın yargılaması devam ederken 26.09.2008 tarihinde davalı aleyhine eldeki manevi tazminat istemli davayı açtığı, eldeki davanın yargılama aşamasında soy bağının reddi davasının sonucunun bekletici mesele yapıldığı, yargılama sonucunda davacının küçüğün babası olmadığı tespit edilerek davacının nüfusundan terkinine karar verildiği, kararın 05.02.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. O hâlde; boşanma kararının kesinleşmesinden sonra varlığı anlaşılan vakıaya dayalı olarak açılan davanın, TMK’nın 178 ve 174/2 maddeleri uyarınca boşanma davasının feri niteliğindeki manevi tazminat davası olarak kabulü mümkün olmayıp, dava TBK’nın genel hükümleri uyarınca haksız eylemden kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Nitekim davacı da haksız fiil nedenine dayalı olarak tazminat talep etmiş olup, tazminat istemini yasal süresi içerisinde ileri sürmüştür. Bu hâlde; mahkemece yapılması gereken iş, boşanmanın feri niteliğinde bulunmayan manevi tazminat istemini genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla inceleyerek sonucu uyarınca bir karar vermekten ibarettir.
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2493 E. 2021/108 K.)

 

Dövme ve Fiziksel Şiddet Uygulama Pek Kötü Davranış Olarak Ele Alınmaktadır

Davacı kadın, Türk Medeni Kanununun 162. maddesinde yer alan “hayata kast” ve “pek kötü davranış” sebeplerine dayanarak boşanma davası açmış, mahkemece kanıtlanmadığı gerekçesiyle davası reddedilmiş, Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesine dayalı dava olmadığı gerekçesiyle bu hususta değerlendirme yapılmamıştır. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davalı erkeğin eşine sürekli fiziksel şiddet uyguladığı, kadının üç kez sığınma evinde kaldığı, davalının eşine karşı şiddetten mahkum olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, Türk Medeni Kanununun 162. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmiştir. O halde, pek kötü davranış sebebiyle boşanmaya karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/7377 E. 2015/21780 K.)

Zorla Çocuk Aldırtmak Pek Kötü Davranış Olup Boşanma Sebebidir

…davalının 3 ay 2 günlük hamile iken davacı ve ailesinin baskısı ve zorlamaları sonucu bebeği aldırmak zorunda kaldığını, davalının evliliğin kendisine yüklediği vazifeleri yerine getirdiğini, davacının içkisine, dayağına ve hakaretlerine katlandığını, davacının işten çıkar çıkmaz anne-babasının evine veya kahvehaneye gittiğini, davacının davalıya karşı şiddet uyguladığı ve onur kırıcı davranışlarda bulunduğunun dava dilekçesinde kabul edildiğini, davalının ortak haneyi bırakmayıp, bıraktırıldığını, davalının bayramlaşma bahanesi ile ailesinin yanına götürülüp, orada bırakıldığını, davacıya karşı hiçbir zaman yakışıksız söz ve davranışlarda bulunmayan, tam tersi her türlü özveri ve çabasına rağmen zorla çocuğu aldırtılan, bayram günü baba evine bırakılan, davalının manen ağır zarar gördüğü…
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2006 / 2-601 E. 2006/630 K.)

 

Hayata Kast Fiilinin Eşler Arasında Gerçekleşmesi Gerekmektedir

Mahkemece, TMK’nin 236/2 maddesindeki hayata kast teriminin müşterek çocuğa yapılan eylemi de kapsayacağından katılma alacağının tamamının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş ise de; tarafların eşit kusurlu kabul edilerek TMK’nin 166/1 gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması nedeni ile boşanmalarına karar verildiği anlaşılmaktadır. TMK’nin 236/2. maddesi, her şeyden önce boşanmanın TMK’nin 162/1 maddesi gereğince gerçekleşmesi ve hayata kast eyleminin eşlerden biri tarafından diğer eşe karşı yapılması halinde uygulanabilecektir. O halde, mahkemece usul ve yasaya uygun bulunan 17.05.2016 tarihli bilirkişi raporuna göre artık değere katılma alacağına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde usul ve yasaya aykırı olarak karar verilmesi hatalı olmuş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
(Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2016/15105 E. 2018/18680 K.)

 

Alkollüyken Bir Kere Tokat Atmak Pek Kötü Muamele Sayılmamıştır

Davacı-davalı kadının dava dilekçesindeki ve ön incelemedeki beyanlarından boşanma davasını hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış (TMK md. 162) sebebine dayandırdığı anlaşılmaktadır. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı-davacı kocanın düzenli olarak bir işte çalışmadığı, alkol alıp, eşine 22.12.2012 tarihinde tokat attığı gerçekleşmiş ise de; davalı-davacı kocanın bu davranışları ve toplanan deliller karşısında hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış olarak kabule yeterli görülmemiştir.
Davacı-davalı kadının açtığı davada Türk Medeni Kanununun 162. maddesi koşulları oluşmadığı halde, kadının Türk Medeni Kanununun 162. maddesine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru görülmemiştir.
Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda düzenli olarak bir işte çalışmayan, alkol alıp eşine tokat atmak suretiyle fiziksel şiddet uygulayan davalı-davacı koca yanında, ayrılık döneminde eşine “boynuzlarından kapılara sığabiliyor musun?” şeklinde mesaj gönderen davacı-davalı kadının da az da olsa kusurlu olduğu, davacı-davalı kadın ve müşterek çocuk bakımından aile birliğinin korunmasına değer bir yarar kalmadığı, Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşullarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-davacı koca dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davalı-davacının davasının kabulü ile boşanmaya (TMK.md. 166/1-2) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davasının reddi doğru bulunmamıştır.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2014/11559 E. 2014/22133 K.)

 

Hakaret ve Aşağılamanın Sıklığı, İçeriği Ve Ağırlığı

Davacı-karşı davalı erkek Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca boşanma talep etmiş, mahkemece davalı-karşı davacı kadının hakaretleri bulunduğu az da olsa kusurlu olduğu tespiti yapılmış ne var ki davalı-karşı davacı kadının, davacı-karşı davalı erkeğe hakaret etmiş olması, ağır derecede onur kırıcı davranış olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle erkeğin davasının reddine karar verilmiştir.
Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerden; mahkemece davacı-karşı davalı erkeğe yüklenen kusurlu davranışlar yanında, davalı-karşı davacı kadının da birden fazla kez başkaları yanında ve ayrıca mesaj atmak suretiyle, eşine sen erkek misin, sen aynaya bakmıyor musun, kendini görmüyor musun, kuş beyinli, salak ve gerizekalı tarzı hakaretlerde bulunduğu ancak boşanmaya sebebiyet veren olaylarda yine de davacı-karşı davalı erkeğin davalı-karşı davacı kadına nazaran daha fazla kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, dosya kapsamına yansıyan hakaret ve aşağılamaların sıklığı ile içerikleri ve ağırlığı dikkate alındığında davalı-karşı davacı kadının, davacı-karşı davalı erkeğe onur kırıcı davranışta bulunduğu görülmekle, davacı-karşı davalı erkeğin de boşanma davasının (TMK m. 162) kabulü zorunlu hale gelmiştir. Ne var ki, yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere; kadının kabul edilen boşanma davasındaki, boşanma hükmü kesinleştiğinden, erkeğin boşanma davasının da konusuz hale geldiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, erkeğin boşanma davasının esası hakkında bir karar verilemeyecektir. Ancak, davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde hakim, davanın açıldığı tarihteki, tarafların haklılık durumuna göre vekalet ücreti ve yargılama giderlerini takdir ve tayin eder (HMK m. 331/1). Bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/196 E. 2019/929 K.)

 

Evlenmeden Önce Eşin Küçük Düşürücü Bir Suç İşlemesi TMK 163 Hükmüyle Boşanmaya Konu Olmaz

Davacı kadın Türk Medeni Kanununun 163. maddesi uyarınca, “suç işleme” hukuki sebebine dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş, mahkemece davanın kabulü ile unsurları oluştuğundan Türk Medeni Kanununun 163. maddesi uyarınca tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı erkeğin işlediği iddia edilen suçların tarihlerinin evlenme tarihinden önceki döneme ait olduğu anlaşılmaktadır. Anılan madde koşulları oluşmamıştır. O halde, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2017/2624 E. 2017/14983 K.)

 

Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebeplerinin Devamlılık Göstermesi Gerekmektedir

Davacı-davalı kocanın boşanma davası münhasıran “haysiyetsiz hayat sürme” sebebine (TMK md. 163) dayanmaktadır. Haysiyetsiz hayatın varlığından söz edilebilmesi ve bu sebeple boşanma kararı verilebilmesi için, başkalarıyla ilişkinin bir yaşam tarzı olarak benimsenmiş ve bu şekilde yaşamanın devamlılık göstermesi gerekir. Davalı-davacı kadının bir başka erkekle cep telefonu ile konuştuğu ve mesajlaştığı toplanan delillerle ve dinlenen tanık beyanlarıyla anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu eylem koca bakımından, eşiyle birlikte yaşamayı çekilmez hale getirirse de haysiyetsiz yaşam olarak kabul edilemez. Öyleyse davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesindeki boşanma sebebi sabit kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2011/1829 E., 2011/23825 K.)

 

Dava Sebeplerinin Islahla Değiştirilmesi veya Eklenmesinde Harç Ödenmesi Gerekmez

…ıslah sonucunda, dava/talep konusunun miktar veya değeri artarsa ve artan miktar veya değer için harç ödenmesi gerekiyorsa, ancak o zaman harç ödenmesi/tamamlanması gerekir.
Somut olayda, davalı-davacı erkek duruşmada ve 08.03.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle davanın hukuki sebebini zina sebebi ile boşanma yanında, haysiyetsiz hayat sürme ve pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma olarak ıslah ettiğini beyan etmiştir. Mahkemece, davalı-davacı erkek tarafından ıslaha ilişkin maktu ıslah harcı yatırılmamış olduğu böylelikle usulüne uygun yapılmış bir ıslah işlemi olmadığı gerekçesiyle davalı-davacı erkeğin haysiyetsiz hayat sürme ve pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebine dayalı boşanma talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Oysa Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176 vd. maddelerine göre, taraflardan her biri dava/cevap dilekçesini ıslah ederek yeni bir vakıa ekleyebilir, davanın hukuki sebebini genişletip, değiştirebilir ıslah karşı tarafın veya mahkemenin kabulüne bağlı olmadığı gibi bu konularda harç ödenmesine de gerek yoktur.
O halde mahkemece; davalı-davacının haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163), pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebine dayalı (TMK m. 162) boşanma talebi hakkında tüm deliller değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken ıslah işlemi dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/1484 E. 2018/8676 K.)

 

Boşanma Davalarında İkiden Fazla Sebebin Terditli Bir Şekilde Öne Sürülebilmesi Mümkündür

Davacı-karşı davalı erkek tarafından, dava dilekçesinde Türk Medeni Kanunu’nu 166. maddesine dayalı ve davalı-karşı davacı kadın tarafından ise karşı dava dilekçesinde Türk Medeni Kanunu’nun 161, 162, 163 ve 166. maddelerinde yazılı hukuki sebeplere dayalı olarak boşanmaya karar verilmesi talepli, terditli davalar açılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda kadın eşin kusursuz, erkek eşin ise tam kusurlu olduğu kabul edilerek; erkeğin davasının reddine, kadının davası yönünden evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebi ile boşanmalarına karar verilmiş, davalı-karşı davacı kadının karşı dava dilekçesinde yer alan zina (TMK m.161), hayata kast pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. l62) ile suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m.163) hukuki sebeplerine dayalı talepleri hakkında hüküm kurulmamıştır. İlk derece mahkemesinin bu kararı, davacı-karşı davalı erkek tarafından; davasının reddi, kusur belirlemesi, nafakalar, tazminatlar ve davalı-karşı davacı kadın tarafından ise; özel boşanma sebeplerine dayalı davalarının reddi, nafakalar ve tazminatların miktarına yönelik istinaf edilmiş ve bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama sonucunda tarafların tüm istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada; kadının, özel boşanma sebeplerine dayalı davalarının reddine yönelik istinaf istemi “Ayrı sebeplere ilişkin karşı davalar yönünden ayrı ayrı hüküm kurulmaması doğru değil ise de, gerekçede yasal koşullarının mevcut olmadığı belirtilmiş olduğundan bu konuya yönelik istinaf talebi de yerinde görülmemiştir” şeklindeki gerekçe ile reddedilmiş yani kadının; bu yöne ilişkin istinaf talebinin kabul edilerek inceleme yapıldığı anlaşılmıştır.
O halde, bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamaya uygun olarak; kadının davasının terditli olarak açıldığının denetlendiği ve bu denetlemeye bağlı olarak kadının özel boşanma sebeplerine dayalı talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken; kadının özel boşanma sebeplerine dayalı davalarının reddine yönelik istinaf itirazını da kapsar şekilde esastan ret kararı verilmesi doğru görülmeyip bozmayı gerektirmiştir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/3924 E. 2020/1132 K.)

 

Eşin Eve Dönmesi İçin İhtar Çeken Eş İhtardan Önceki Vakıaları Affetmiş Kabul Edilir

Toplanan delillerden davacı erkeğin, eşine 27/01/2014 tarihinde terk ihtarı ( TMK m.164) tebliğ ettirdiği anlaşılmaktadır. Bir eş, terk ihtarı çekmekle eşinin ihtar istek tarihinden önceki kusurlu davranışlarını affetmiş, en azından hoşgörüyle karşılamış olur. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olaylar da Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine dayalı boşanma davası için; boşanma sebebi olarak kabul edilemez. Davacı erkek eşinin ihtar tarihinden önceki kusurlu davranışlarını affetmiştir. İhtar istek tarihinden sonra davalı kadına yüklenebilecek başkaca yeni bir vakıanın varlığı da kanıtlanamadığına göre, boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabül edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/21712 E. 2017/11 K.)

 

Terk Dayanan Boşanma Davasında Çekilen İhtarın Samimi Olması Gerekir

Davacı, dava dilekçesinde hem “terk” (TMK m. 164) hem de “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” (TMK m. 166/1) hukuki sebebine birlikte dayanarak boşanmalarına karar verilmesini istemiş, mahkemece de “davanın her iki sebebe birlikte dayandığı” kabul edilmiş, “davacının davalıyı ihtarla eve çağrısının samimi olmadığı, davalıya fiziki şiddet kullandığı ve hakaret ettiği sabit görülerek, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacı sorumlu bulunmuş, ancak davalının da boşanmayı istediğinden” bahisle tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmalarına karar verilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle evlilik birliğinin temelli olarak sarsıldığını, ortak hayatın devamına imkan kalmadığını ileri süren davacının, eşini eve davetinin iyiniyetli sayılamayacağına göre davacının bu yöne ve diğer yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile açıklanan sebeple usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2010/13905 E., 2011/14908 K.)

 

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine (TMK.md.166/1) dayalı boşanma davası ile terk hukuki nedenine (TMK.md.164) dayalı boşanma davalarının birlikte açılması mümkün olmadığı gibi, terk sebebine dayalı boşanma davasının kabul edilebilmesi için öncelikli şart davalı eşin haklı bir sebep olmadan en az dört aydan beri evlilik birliği dışında kalması ve gönderilen ihtara rağmen yine haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemiş olmasıdır(TMK md.164). Davacının, eşine terk ihtarı gönderdiği 07.12.2009 tarihinde taraflar arasında suç tarihi 18.05.2009 ve 02.07.2008 olan ve birleşen Bolvadin Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/13 esas, 2010/169 karar sayılı ceza davaları bulunmaktadır. Nitekim, davalı da ihtara cevabında bu hususu belirtmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında davacının ihtarının samimi olmadığı anlaşıldığına göre davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2013/2937 E. 2013/5115 K.)

 

Davanın Devamı Esnasında Meydana Gelen Olaylar Boşanmaya Sebep Olan Olaylar Değildir

Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda, davalı erkek sadakatsiz kabul edilerek ağır kusurlu bulunmuştur. Ne var ki, her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Davadan sonra oluşan olaylar boşanma kararında esas alınamaz, ancak yeni bir davanın konusu olur. Davalının sadakatsizliği dava tarihinden sonra olup bu davada nazara alınamaz. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda müşterek evi terk edip birlikte yaşamaktan kaçınan davacı kadın tam kusurludur. Davalının kusurlu bir davranışı kanıtlanamamıştır.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/5079 E. 2015/21791 K.)

 

Akıl Hastalığının Evlilikten Önce Mevcudiyeti Halinde Mutlak Butlanı Davası ve Akıl Hastalığı Sebebi ile Boşanma Davası Açılabilir

Davanın mutlak butlan olmadığı taktirde boşanma istemine ilişkin olduğu göz önüne alındığında; her ne kadar davalının evlilik tarihinden sonra akıl hastalığı sebebiyle kısıtlandığı sabit ise de evlenme töreni sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunda bir inceleme yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, mahkemece, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait askerlik belgeleri, tüm doktor raporları, hasta gözlem ( müşahede ) kâğıtları, film grafileri ve reçeteler eksiksiz getirtilerek davalının evlenme tarihinde sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespiti; bu doğrultuda mutlak butlan sebebi mevcutsa kamu düzeni düşüncesi ile herhangi bir süreye tabi olmayan bu davanın kabulü, aksi hâlde davacının ikinci kademe isteği olan boşanma davası yönünden delillerin değerlendirilmesi olmalıdır. HGK’unda yapılan görüşmeler sırasında otuz yıl süren bu evlilikte butlan davası açılmasının iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, Anayasanın 90. maddesi hükmü dikkate alındığında Birlemiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin yok sayılamayacağı, bu sebeplerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2672 E. 2018/1717 K.)

 

Akıl Hastalığının İspatı Resmi Sağlık Kurulu Raporuyla İspatlanmalıdır

Türk Medeni Kanununun 405. maddesindeki kısıtlama sebebinin bulunmadığı hususunda tek hekim tarafından verilen 27.6.2013 tarihli rapor yeterli değildir. Mahkemece bu husus bekletici mesele yapılarak davalı-karşı davacı kadının kısıtlanmasının gerektirecek bir durumun varlığının tespiti konusunda vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunması veya kendiliğinden bu konuda davalı-karşı davacı kadının yeniden sevk edilerek resmi sağlık kurulu heyetinden oluşacak şekilde yeterli bir rapor alınıp delillerin birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yetersiz olan tek hekim raporuna itibar edilerek hüküm kurulması doğru olmamıştır.
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/7159 E. 2015/23548 K.)

 

Bu formu bitirebilmek için tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Av. Rıdvan NEZİROĞLU
Sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Rıdvan NEZİROĞLU'na aittir. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya çoğaltılarak kullanılması, dağıtılması izinsiz bir şekilde başka sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanmasında bir beis yoktur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız